
René Schnitzler Borussia Mönchengladbach’ın en önemli yeteneklerindendi. Dick Advocaat önderliğindeki A takıma terfi olması an meselesiydi. Gittiği yol ise yol değildi. Jet hızına yakın bir süratle yaşıyordu Schnitzler. Sabah ve öglen tesislerde takılıp idmanlara çıkardı, akşamları ise soluğu kumarhanede alırdı. 10 kilo makyaj kullanıp çekici gözükmeye çalışan, bazende gözükebilen bayanlar, alkol, partiler, kumar, para kazanma hırsı, genç, yeni yeni para kazanmaya başlayan bir sporcu için bastan çıkma sebebi olabiliyor. Ki oldu da.
Schnitzler’in ünü iyiden iyiye ufak tefek kumarhanelerde yayılmaya başlıyordu. Borçları sebebiyle soluğu sürekli başka kumarhanelerde alan Schnitzlerin hayatını tamamen degiştiren gerçek Hollanda’nın en güneyindeki şehirlerden biri olan Venlo’da karşısına çıktı. Orada bir ögrenci ile tanışan René Schnitzler onun sayesinde Poker ile tanıştı. Ilk denemeleri başarısızdı fakat Schnitzler bağımlılığı kapmıştı bile. Schnitzler Bayer Leverkusen’e transfer olduğunda değişen birşey olmadı.
Leverkusen macerası fazla uzun sürmedi, 1 sene sonra yuvaya döndü Schnitzler. Etrafındaki oyuncuları örnek almak istiyor, güçlü arabalar, pahalı saatler almak istiyor, fakat aylık brüt 5.000 Euro tutarındaki maaşı buna izin vermiyordu. Yakın bir arkadaşının tavsiyesiyle Hollanda-Almanya sınırı yakınlarında bir yasadışı kumarhanenin yolunu tutan Schnitzler artık tuzağa düşmüştü. Kumarhane sahibi Uli H. futbolcuyu görünce avını yakalamak üzere olan bir avcı gibiydi. Tek bir mantık güdüyordu. “Sabırlı olmak, ve karşındakinin borçlarını her geçen saniyeyle çoğaltmak”
Çok iyi bir sözleşme istiyordu Schnitzler, kariyer derdinde değildi. Alman ikinci liginde oynayan Sankt Pauli’ye transfer oldu. Hayat kadınlarıyla yaşadığı maceralardan tut hocası ve takım arkadaşlarıyla birlikte rezil oldugu bir bar faciasına kadar herşeyi gördü Schnitzler. Kredi kartları, balkan kökenli sahiplerin oldugu kumarhanelerde yapılan canlı maç bahislerindeki büyük maddi kayıplar, her gün eve gelen pizzacılar, evde sürdürdüğü canlı bahisler, hepsi birlikte iyice batağa sürükledi o büyük yeteneği.

Futbol sahaları mı? Unutuldu. 21 maç, 6 gol. Böylesine profesyonelliğe aykırı davranan biri için mucizevi derecede iyi rakamlar. St.Pauli taraftarının çok sevdiği biriydi René Schnitzler, “Superman Schnitzel” lakabını takmıştı taraftarlar ona. Borçları yüzünden ise hem ölümle tehdit edildi, hem de girmeye çalıştığı yerlere limiti doldurduğu için girememeye başladı. Çareyi Uli’de aradı. Uli kapısını açtı. “Borç mu? Hallederiz…”
Karşısına kel, “çirkin”, uzun burunlu bir adam çıktı. Schnitzler’in yolu Hollanda’nın güneybatısına düştü. Uli ile birlikte çirkin Hollandalı ile buluştular. Çirkin Hollandalı eski uyusturucu kaçakçısı ve aynı zamanda eskiden hapishane mahkumu olan biriydi. Hollandalının sorduğu sorulardan biri olayın nereye gideceğine dair bir işaretti. “Mainz’e karşı oynuyormusun?” Schnitzler evet dedi fakat o maça hiç çıkmayacaktı. Bavullar, 50 Euroluk banknotlardan olusan koca koca desteler, hepsini saniyeler içinde gördü Schnitzler. Mesaj netti.

Mainz 5-1 kazandı, Schnitzler ise oynamadığı maçtan 10.000 Euro bonus aldı. Hollandalı parayı vurdu, Asyadaki kolları üzerinden yaptığı limitsiz bahisler sayesinde harika bir miktar elde etti. Ufak bir bölümü Schnitzlere gitti. Daha oynamadan bir işçi, bir maaşlı bir eleman oldu Schnitzler. Schnitzler sonradan mırın kırın yapmaya başladı, fakat bu kolay bir iş değildi. Mafyaya benzer bir iş, hatta mafya gibi. Girersin, fakat sağ çıkarmısın, ciddi muallak. Bir sonraki randevu yeni sezon ile ilgiliydi. Schnitzler yeni sezonda da St.Pauli’de forma giyecekti. Hollandalı yeni sezonda Schnitzler’den yararlanmak istiyordu, Schnitzler (hayati) tehlike yaşamamak için teklifi kabul ediyordu.
Altına yepyeni bir araba çekmişti Schnitzler. Uyumak diye birşey yoktu onun için hayatta. Gündüz tesislerde havasından geçilmez, akşamları ise internet üzeri bahisle gecede 10.000′lerce Euro harcadığı olurdu. Hansa Rostock maçını 3-0 kaybeden St.Pauli’de Hollandalı’nın yüzü gülüyordu. Schnitzler yine piyangodan nasibini alanlardandı. Augsburg maçı ise belkide Schnitzler’in hayatındaki en enteresan gündü. Hollandalı’dan kaleciyi de satın almak için ekstra para alan Schnitzler o parayı cebinden bile çıkartmadı. Hollandalı Augsburg’a dünyaları yatırmıştı. St.Pauli iki kez öne geçtiği maçta kalesinde beraberlik golünü gördüğünde dakikalar 80′i gösteriyordu. Duraklama anlarında Augsburg bir serbest vuruş kazandı. Çok kötü bir vuruşu kaleci elinden kaçırıp kalesinde görünce Augsburg üç puanı cebe koydu. Hollandalı ise dünyaları kazandı. Tabii herseyin tesadüften ibaret oldugunu bilmeyerek.
Kel, çirkin ve uzun burunlu Hollandalı şahsın adı Paul’dü. Paul ile Schnitzler’in arasındaki bağ iyiydi. Ta ki St.Pauli tersi için anlaştıkları halde Duisburg’u yenene kadar. Schnitzler Hollandaya çağrıldı, bu kez tek başına. Yanında ilk kez Uli yoktu. Paul’ün yanında ise bu kez üç arkadaşı vardı. İyi bir arkadaşı olan Danny, çete mensubu Marijo(not : bizi izlemeye devam edin!) ve Hells Angels isimli motorsikletçiler çetesinin “sert” üyesi Frank. Hesap sormaya gelmişlerdi, bu belliydi.
Maçın detaylarından sonra bu kez muhakkak tutması gereken bir maçın peşindeydi Paul ve adamları. Schnitzler önerilen maçı reddedip buluşma noktasından ayrıldı. O akşam Uli telefon etti ve Paul’ün o “bombayı” muhakkak istediğini belirtti. Bombadan kasıt bir maç ve ondan gelecek hasılattı. Schnitzler eline takvimi aldı, ve bir maçta karar kıldı. Rakip herseyin başladığı rakip Mainz’di. Schnitzler “maç toplantısı” için Hollanda’ya geldiğinde bu kez yanında satın alınmış diger arkadaşlarınıda getirmesi emredildi. Schnitzler kimseyi kullanmamıştı halbuki. İki “piyon” bulmuştu Schnitzler kendine, hiç birşeyden haberi olmayan ama kumarbaz olan iki “‘yardımcı” arkadaş. Bunlardan biri Andreas Biermann’dı(bizi izlemeye devam edin!).
Frank’ten ilk net tehdit gelmişti. Eger bu kez herhangi bir sorun çıkarsa Schnitzler’i Elbe nehrinin içinde bir direge bağlayıp ayaklarını kırıp su seviyesinin yüksekliğini bekleyecekti Frank. Schnitzler’in ölümüne kadar. Arkadaşlarından da yoğun tepkiler alan Schnitzler eve dönüşte çalan telefon ile iyiden iyiye sarsıldı. Paul ve çetesi otele gelip kaleciyle fikir alısverişinde bulunmak istiyordu. Kaleci? Paul satın alındı diye biliyordu, kalecinin ise aslında dünyadan haberi yoktu. Uli blöf yaparak Paul’ü aradı ve adamlarından biri otele yaklaşırsa polisi arayacağını söyledi. Tehlike böyle savuşturuldu, blöfü yediler.
Schnitzler Duisburg maçında hiç birsey yapmadan ikinci yarıda oyundan çıkmıştı. Dakikalar 89′u gösteriyordu. Maç 2-1 Mainz lehine devam ederken St.Pauli beraberlik golünü son anlarda buluyordu. 15 dakika sonrasında Uli’nin haykıran sesi Schnitzler’e çok net geliyordu. Paul 2 milyon Euro kaybetmişti ve Hırvatlar Schnitzler denen “(sansür)”den bıkmışlardı. Çeteye bağlı bir çok oyuncunun oynadığı İsviçre’nin Gossau kulübüne transfer olması karşılığında Schnitzler’e son bir şans verilecekti, Schnitzler ise artık Paul diye birini tanımak istemediğini belirterek teklifi reddetti.

Schnitzler ciddi kilo almaya devam ediyordu, ve bahis tutkusu had safhadaydı. 24 yaşında profesyonel futbola veda etti. Monacoda bahis yapmaya başladı, ta ki uzaktan kel, uzun burunlu biri belirene kadar. Yanındaki kız arkadaşı ile birden öpüşmeye baslayan Schnitzler 60.000 Euro değerindeki pullarını toplayıp kaçmayı başardı. Bu Paul’ü hayatı boyunca gördüğü son an olacaktı(şu ana dek).
8 Aralık 2010 : ”Herşeyi anlatacağım, yeter ki beni içeri tıkmayın memur bey!”
Schnitzler tanık olacaktı. Peki bu işlerin içinde (en)direk olarak daha kimler vardı? To be continued..
