Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Çeyrek Finale Kalırken..

salih

Plzen ilk maçından önce kadroyu gördüğümde eyvah demiştim.. Nedeni ise iyi organize olan, rakibe iyi baskı yapabilen bir takıma karşı Mehmet Topal ve Selçuk Şahin ikilisi ile maça çıkmanın sorunlarını düşünmüştüm.. Buraya baskı iyi gelirse hem çabukluk yönünden, hem direk başarılı pas ve orta sahada mesafe alabilme yönünden sıkıntılı iki oyuncu birden olunca dağılacağımız çok netti.. Gelmediler, beklediler.. Aman dedim.. İyi ki öyle oldu..

Maçın geneline baktığımızda ilk maçta rakip bize aşırı saygı duydu.. Üstümüze az biraz baskı yaptıklarında Yobo’nun özellikle geri paslarını, Volkan’ın saçma bir pası sonrası olanları hatırlıyoruz.. Bunu birkaç defa yaptılar ama genelde sahalarında kaldılar.. Biz de bu oyunu seven bir takımız.. İyi geçti, üstüne golü de yaptık.. İlk maç bu anlamda bizim açımızdan gayet iyi sonuçlandı..

Benim yukarıda izah etmek istediğim durumu ya biz iyi yorumlamadık, ya da farkedemedik teknik ekip olarak.. Bu sebeple ikinci maça da neredeyse aynı çıktık.. Bu sefer durum farklıydı.. Öncelikle asıl sol bekleri cezasından kurtuldu.. Bu durumda ilk maçta sol bek olarak oynattıkları Reznik yerine, sağ önde oynayan ama o maç sağ bek başlayan Rajtoral’da yerine gitti.. Kendi normal takımlarına döndüler.. Bunun dışında artık skor bulmaları gerektiğinde ilk maçtaki gibi oyunu geride kabul etmeyecekleri, baskı geleceği çok açıktı.. Yaptılar da..

Kötü başladık.. Aksi de imkansızdı zaten, Topal ve Selçuk oradan topu taşıyacak, ileri direkt kaliteli çıkacak isimler değiller.. İlk maçta lehimize olan durum kaybolmuştu.. Ben devre sonuna kadar aksilik olmasın, devrede de Selçuk yerine Salih hamlesi yapılsın diye twitter da yazmıştım ki Mehmet Topal sakatlandı.. Aslında çıkmaması gereken isimdi ama mecburen çıktı zira o ana kadar takımın en iyi ismiydi diyebilirim.. Salih girdi ve girer girmez oyun değişti.. Bir kere top ayağımıza geldiğinde daha iyi olduk zira Salih hem pas kalitesi, hem oyun görüşü ve hem de sürekli hareketli olup rakibe baskı yaparak top bizde iken de top alarak bu baskıyı kırmamızı sağladı.. İşte bir oyuncu oyunu bu kadar değiştirebiliyor..

Gol işin kreması oldu.. Hele ki Salih’ten, hele bir de önde baskı ile gelmesi beni çok keyiflendirdi.. İkinci yarı da iyi başladı adımıza.. Fakat daha sonra kötü bir gününde olan Sow yorgunluk emareleri göstermeye başladı.. Önde topları alamıyordu maalesef.. Normal karşılıyorum, insan evladı bu.. Üst üste maçlar yordu.. Bunun üstüne bir de Cristian çok silik bir oyunda olunca önde basamadık, topu muhafaza edemedik.. Zaten iyi organize olan bir takım var karşında, sıkıntı başladı.. Burada aslında yapılması gereken Sow’u çıkartıp Kuyt’ı forvet merkezine alarak orada kuvvetli ve top alan birine sahip olmak, bunun yanında rakibin bıraktığı boş alanı iyi değerlendirebilecek Krasic’i oyuna almak olurdu.. İkincisi ise Cristian yerine fizik gücü ile hem baskı yapacak, hem topa ayağında yine tutabilecek diri bir Mehmet Topuz’u oraya koymak olurdu.. Maalesef hiçbiri yapılmadı.. Dakika 60′lardan sonra büyük baskı yedik.. Aykut Hoca ancak oyunun sonuna doğru hamle yaptı ancak artık psikolojik olarak gömülmemizi sağlayacak rakibin baskısı çoktan olmuştu..

Sonuçta maçı öyle ya da böyle istediğimiz şekilde bitirdik.. Şimdi bana o gol kaçtı, bu gol kaçtı, o olsa bu olsa denilebilir.. Doğrudur ancak olmadı.. 60′tan sonra artık o baskı gelmeye başlayınca hamle gelmeliydi.. En geç 70-75 olmalıydı zira olumlu giden hiçbirşey kalmamıştı neredeyse.. Bunları iyi görüp iyi tahlil etmeli teknik ekibimiz.. Ben maçtan önce de maç anında da bunları yazmış olmam nedeni ile yazıyorum zira açık olarak gördüm.. Bunun görülmesi lazım.. Görmek sadece de yetmez, anlık yorumlanıp hamle yapılması lazım.. Dün bir bayağı kızdım, bayağı bir rahatsız oldum.. İlk örnek değil, inşallah artık son örnek olur.. Eğer baskı yiyorsanız bunu yok etmenin tek ama tek yolu önde top tutmaktır.. Bunu yapmak için de önde kuvvetli ve agresif, sonra bunu yapabilecek oyuncuya ihtiyacınız var merkezde..

Diğer bir husus ise Volkan.. Ne yediği golde, ne direkten dönen topta yatamıyor.. Yatamıyor zira hantal.. O sakatlıktan sonra tam kapasite ile çalışamıyor.. Bunu anlayabilirim ancak ameliyat olmaması çok yanlıştı.. Artık zararlı bir hal alıyor.. Büyük sıkıntı.. Hoca kesmiyor, kendi artık mı söyler falan bilemiyorum bu iş böyle zor gider.. Çok yazık Volkan’ı bu halde görmek.. Hem üzülüyorum hem de fedakarlık diye düşünülen şeyin nasıl görülmediğini anlayamıyorum.. Kilo fazlası var, hantal.. Özgüveni de yok.. Nerede eski Volkan..

Bu sıkıntılar açık ve net sıkıntılar.. Sahadaki çok basit hatırlayacağınız durumları izah etmeye çalıştım.. Bunlara karşı ilerideki maçlarda yaşanabilecek örneklere karşı arada hatırlatabileceğim bir yazı oldu.. İnşallah iyi anlatabilmişimdir..

Yorumlarınızı bekliyorum, görüşmek üzere..

Rakip kadar arzulamak..

viktoria-plzen-squad

Napoli maçında Viktoria’yı izlerken gözüme batan belki de en önemli sey sürekli Plzen’in kendi yay üstünden rakibe inanılmaz sut imkanları vermesiydi. Havadan hem defansif hem ofansif anlamda etkili olan, stoperi Prochazka’yı ve sag kanat oyuncusu Rajtoral’ı özellikle kullanan bir takım Viktoria Plzen. Onlar havayı biz de yeri seviyoruz, biraz daha derine inmek gerekir.

Kaleci Matus Kozacik’in boyu 1.93. Yan toplarda etkin bir kaleci gibi gözükürken uzaktan sutlarda her zaman esit basarıda oldugunu söylemek güç. Bu sezon 14 lig ve 10 Avrupa maçında toplam 14 gol yiyen Kozacik, 11 maçı gol yemeden tamamladı. Maç bası ortalaması iyi sayılır, tabii Çek ligi ne kadar ciddiye alınmalı o ayrı soru isareti. Savunma hatlarında beklerin önemi çok büyük. Defansif anlamda bazı zaafları olsa da takımı hücuma inanılmaz çıkarıyor bekleri. Takımın hücuma çıkmasını bir piramid saglıyor aslında. Bekler Reznik ve Limbersky’in yanı sıra merkezden Darida ve Horvath oyun kurmada takımın önemli isimleri olarak göze batıyor. Savunma tandemi olan Cisovsky-Prochazka ikilisi topla münasebeti pek iyi olmayan bir ikili. Limbersky’in ilk maçta forma giyemeyecek olması Fenerbahçe adına önemli bir haber, zira özellikle Doosan Arena’daki maçlarda tempoyu yüksek tutan Plzen takımının en önemli oyuncularından biri konumunda Limbersky.

Darida ve Horvath uzun ya da kısa pasları çok iyi benimsemis, gayet iyi ayaklara sahip bir tandem. Horvath biraz halı saha tabiriyle “göbekli yaslı 10 numaralı amca” gibi bu takımda. Yasından ötürü çok hareketli oynayamayan Horvath özellikle hücumları savunma önünden sekillendiren, pasör olarak ön plana çıkan bir isim. Darida onun hareketlisi, dinamigi, rakibi biraz daha bozanı. Horvath’ın savunmadaki ayak yavaslıgından kaynaklanan defolarını da o toparlamaya çalısıyor. Limbersky yokken driplingle top tasıması gerekecek olan ve daha çok top alacak olan Vladimir Darida bu takımın belki de en yetenekli oyuncusu, Fenerbahçe merkezininin kesinlikle rahat bırakmaması gereken bir isim. Oyunun merkezi teması sevmeyen oyunculardan kurulu, ani ve etkili baskı sonuç getirebilir.

Tandemin önünde bir üçlü ile oynuyorlar. Kovarik ve Rajtoral beklere çok iyi yer açan, ters kanat ortalarında ceza alanı içine girip gol kovalayan isimler. Rajtoral ve Kovarik aynı zamanda bek te oynayabilen isimler, bu nedenle Limbersky yokken Kovarik’i bir adım geri çekip önünde Zeman ya da Duris ile de baslayabilirler. Özellikle Rajtoral fizigini çok iyi kullanarak arka direk olsun ön direk olsun etkili kosular yapıp kanat ortalarını degerlendirebilen bir isim. Merkezde kalan iki oyuncu için de çok tercih imkanı var teknik direktör Pavel Vrba’nın. Iki Avrupa Ligi maçında iki gol atan yeni transfer Stanislav Tecl’ın yanı sıra Marek Bakos en uçta kullanılan bir isim. Vrba’nın anlayısı burada önemli olan. Tecl-Bakos ile baslar ya da Duris’i de bu merkezdeki ikiliye katarsa çift forvet ile çıkmıs gibi olacak. Merkezde üçünden sadece birini kullanıp arkasında Daniel Kolar ile de baslayabilir ki o biraz daha dengeli bir tercih olur. Ben Kolar ve Bakos ile baslayacagını düsünüyorum Plzen’in.

Deplasmanda topun ardına iyi örgütlenen, zaman zaman basıp zaman zaman ise arka alanı kalabalık tutan bir takımlar. Kendi sahalarında ise biraz daha baskın, biraz daha tempolular. Yenik duruma düstüklerinde bocalıyorlar, oyuna hakim olmayı ve hükmetmeyi çok ta sevmiyorlar. Oyuncuların bireysel defansif defolarını arzulu oynayarak, takım halinde oynayarak giderme çabalarındalar. Burada Fenerbahçe adına önemli olan yan toplarda çok ama çok dikkatli olmak, kanat organizasyonlarına dikkat etmek ve hücumda kaleyi gördügü an vurmak. Rakip buna müsait bir takım, Napoli’nin özellikle Italya’daki ilk maçta buldugu imkanları Fenerbahçe de bulabilir. Yapılmaması gereken sey ise ivmelendirmek, Fenerbahçe rakip bir ivme kazandıgında reaksiyon göstermekte zorlanan bir takım ve Plzen ardına rüzgarı alabilirse çok tehlikeli bir ekip olabilir. Tempoyu düsürmek, topa sahip olmak ve kaleyi gördügü anda oyuncuların yoklaması kritik olacaktır. Fenerbahçe en az rakibi kadar kollektif oynamak zorunda..

1

Zor haftalar.. En son Trabzonspor maçı öncesi yazımda herşey beklediğim gibi çıktı.. O yazıda zorluğu, maç maç gitmeyi doğru yol olarak göstermiştim.. Öyle de gidiyor.. Şimdi ki rakip Beşiktaş.. Puan olarak ligdeki iki takım arasında olan durum, tarihi bir yapı olan İnönü Stadındaki son derbi olması maçın önemli detayları..

Kendi açımızdan bakarsak puan kaybına tahammülümüz olmadığı net.. Normal bakarsak beraberliğin fena olmaz denileceği bir deplasmanda genel takımların durumu, özellikle rakibin bu sene olan durumu, ligin pozisyonuna bakarsak kazanmak elzem.. Peki nasıl ? Rakibi irdeleyerek konuya girelim..

Beşiktaş ligin ilk yarısına bakıldığında tempolu maçları, hızlı oyunları ile dikkat çekti.. Kalite anlamında eksikleri olmasına rağmen iyi savaşan, önde iyi agresifliği olan tempolu bir takım.. Bu oyun tarzını kabul etmişler ancak bunun büyük handikapı da defansif zaafiyet.. Defansta çok sorunlular.. Hele ki defansın ortası çok kötü.. Çok sakatları olduğu da ayrı bir husus.. İç sahada özellikle önde iyi top tutan, fizik kalitesi ve hava hakimiyeti ile iyi işler yapan Almeida sakat.. Bunun yanında orta sahada iyi bir performans veren Oğuzhan’da yok.. Necip oynayacak gibi ama ben açıkçası çok kullanacağını düşünmüyorum Samet hocanın.. Bence bilindik defansif kurgularının önüne İbrahim Toroman’ı koyacaktır.. Yine Veli ve Fernandes orta sahadaki diğer seçimler gibi duruyor.. Sağda Holosko, solda Olcay Şahan, ileride ise tek seçenek Niang..

Özellikle son maçlara bakarsak genelde set hücumlarında çok zorlanıyorlar.. Daha çok tempo yaparak, alan bularak ve önde iyi presleri ile pozisyon bulmaya çalışıyorlar.. Yerleşik oyunda dar alanda yetenekli az oyuncuları var.. Oğuzhan bu anlamda fark yaratıyordu ancak ne Olcay, ne de Holosko böyle oyuncu değiller.. Daha çok devamlılıkları ve zorlamaları ile pozisyona giriyorlar..

Rakibin sağ kenarı en etkili bölgesi.. Sağ bekleri Hilbert çok iyi oyuna çıkıyor ve üç golü var bu sezon.. Son Sivas maçında muazzam bir gol attı.. Tabii ki önünde Holosko çok etkili ancak dediğimiz gibi alanı bulduğunda.. Bunun dışında asla gereksiz duran top vermemek lazım.. Sivok ve İbrahim çok iyi çıkıyorlar toplara ve Fernandes çok iyi toplar kesiyor.. Gereksiz faulden kaçınmalıyız..

Rakibin genel durumuna baktıktan sonra bize ve genel oyun stratejisine bu anlamda bakalım.. Bizim artık oyun yapımız net.. Her anlamda, her mevkide rakipten daha iyiyiz.. Bu dengeli oyunun bizim lehimize olduğunu gösterir.. Asla onların en etkili olduğu koştur koştur oyununa girmemiz lazım.. Maça akıllı, dengeli, topu yaparak başlayıp rakibe özellikle alanda yakalanmamak lazım..

Rakibin en etkili bölgesi yukarıda değindiğimiz gibi sağ tarafı.. Bizim ise oyun kurgusundaki seçimlere bakarsak aslında hem yumuşak karnımız, hem de etkili yerimiz.. Defansif açıdan sıkıntı olarak görülse de bizim en etkili yerimiz olan sağ kenarıdan gelen toplarda Sow’un forveti çoğaltması rakibi zor duruma sokuyor.. İşte burada seçim önemli, böyle devam edip rakibi tehdit mi edeceğiz yoksa daha dengeli çıkıp oyunu kitleyip geç anlarda mı değerlendireceğiz.. Bence ikisi de olur..

Buna göre Sow gibi bir tehdit olan bir yerde Hilbert orayı o kadar kolay boşaltamaz.. Bu durumda aslında rakibin en etkili olduğu noktayı bu anlamda kitleyebiliriz.. Eğer çıkarsa da oradan cezalandırabiliriz.. İki yönden de avantajlı.. Tek sorunu Hilbert’in olası yaratacağı tehlikeler.. Bunu Emre’nin oraya yanaşması, Cristian’ın akıllı davranması ile kapatabiliriz.. Solda daha dengeli çıkarsak, misal Caner’i oraya koyarsak rakibi daha iyi karşılarız ancak geride kabul edersek bu sefer onları daha çok getirebilme tehlikesi var..

Bence olduğu gibi Sow’la başlamak daha doğru.. Bu konuda gereken uyarıları yaparak (ki hoca mutlaka yapacaktır) biraz daha pozisyon oyununu doğru yaparak bunu başarabiliriz.. Burada kazanmaya daha çok ihtiyacı olan onlar.. Puan durumu, stada iyi veda anlamında durum bu.. Dengeli oyunumuzu devam ettirdiğimiz sürece bence çok daha avantajlı olan biziz.. Eğer planı iyi uygular ve Allah korusun saçma bir gol yemez isek buradan gayet iyi bir sonuç alınabilir.. Bunun yanında son kupa maçında Krasiç bana iyi bir görüntü verdi.. Daha diri ve güçlü, topla çok iyiydi.. Geriye kademe de yaptı, kayarak rakipten top aldı falan ben beğendim.. Bence oyunun geç anlarında değerlendirebiliriz.. İşimize yarayabilir.. Hele ki skoru bulursak..

Orta sahada Topal ve Cristian arasında seçim olabilir.. Yukarıda Cristian dedim ben zira hoca bence kullanacaktır ancak Topal ile çıksak sanki daha doğru.. Oyunun geç anlarında hamle yine yapılır.. Her türlü skora göre daha doğru diyebilirim ancak diğeri de çok yanlış diyemem.. Hocanın kafasında olanı bilemeyiz.. Her düşünce başka tercihlere yok açabilir..

Anahtar sabır.. Alanda yakalanma, akıllı ve sabırlı oyna.. Zaten kalitemiz var, mutlaka iş yaparız çok kötü defans kurgusuna karşı.. Gerisi oyunculara kalmış..

Lig daralıyor.. Eğer bu maçı alırsak çok önemli bir virajı alarak rakibi psikolojik olarak sıkıntıya sokarız.. Geçen hafta gelen son dakika golünün rakibi Ordu maçında ne kadar bozduğu tepkilerden belliydi.. Böyle devam edersek hata yapacaklar.. Olmaması imkansız..

Takımımıza başarılar diliyorum..

Saygılarımla..

Sow’dan Önce, Sow’dan Sonra..

1

Kasımpaşa maçından önce kadroyu gördüğümde aslında ideale yakın görmüştüm.. Hem diziliş, hem oyuncu tercihi açısından herşey çok mantıklı, herşey yerli yerinde gözüküyordu.. Oyun olarak forse edileceğini kesin düşünüp bunu paylaşmıştım ancak öyle bir gol geldi ki penaltıdan maçın seyri değişti..

Golden sonra sahaya iyi yayılan, sekenleri iyi toplayan ve oyuna sokan Fenerbahçe vardı.. Agresifliği yerinde, saha dağılımı ve yerleşimi muazzamdı.. Buna rağmen rakip iyi dayandı ve ön tarafta üretici olamadı takım.. Bunun sebeplerini irdelersek aslında doğruyu daha iyi görürüz diye düşünüyorum..

Özellikle sağ kenarıda Gökhan ve Kuyt müthiş işler yaptılar.. Defalarca top getirildi ve içeri çok top kesildi ancak Webo çok yalnız kaldı.. Bunun iki nedeni var.. Biri Stoch’un hiç içeri girmemesi.. Ben anlayamıyorum bu çocuğu.. Tam istediğin oyun, tam istediğin düzen.. Yerinde oynuyorsun.. Gireceksin.. Nasıl ki ters kanattan top gelince Kuyt forveti ikiliyor, ortaya giriyor ve her türlü aksiyona giriyor ise sen de ters kanadından gelince gireceksin.. Sert değil, agresif ve arzulu değil.. Bütün işi burada belki defalarca anlattığım gibi topu kenarıda dipte alıp içeri dönerek şut atmak.. Hoca kanatları değiştirdi bir ara.. Kuyt sola geçti ama aynı durum orada da yaşandı.. Yapmıyor ve nedenini de artık çözemiyorum..

Diğer bir etken ise orta saha.. Yerleşimde Topal ve Emre göbekte ikili, Raul ise biraz daha önce kırık oynadı.. Burada aslında yanlış görüyorum ve bu öne etkili oluyor.. Buna göre Emre daha öne atlamalıydı.. Topal tek kalıp rakip ceza alanına daha yakın olunmalıydı.. Zaten Stoch’tan yana etkiyi kaybettiğin dönem bir de bu yaşanınca kendi ilk bölgesinde iyi direnen, diri ve moralli Kasımpaşa pozisyon vermedi.. Rakip sahaya müthiş baskı oldu ancak bir türlü sonuca gidecek iş olmadı..

Aslında orta sahada bu oyun tarzı Topal’ı da bozuyor.. Eğer böyle oynanacak ise Topal’ı koymanın mantığı yok.. Cristian’ı dinlendirdi hoca, anlıyorum ancak bu oyun tarzı ile zor.. Bunu düzeltmek lazım diye düşünüyorum.. Bu şekilde ofansif defansif ritm ve yaratıcılık, verim artacak diye düşünüyorum..

İkinci yarı ise Sow oyuna girdikten sonra işler değişti.. Stoch’un yapmadığı ve yapması gereken ne kadar iş varsa yaptı.. Rakip zaten çıkmaya meyilli olmadığı için bu sefer önündeki alanı boşaltan ve doğru oynayan Sow’u görünce de Hasan Ali bu sefer oyuna girmeye başladı.. Taşlar yerine oturunca tehlikeler gelmeye başladı.. Sow’un içeri girmesi Webo’ya da yaradı.. Üst üste kenar ortalarına bu sefer rakip sadece Webo’ya odaklanamadığı için toplara vurmaya başladı.. Maçı düşününce zaten bunların ne demek olduğunu çok daha rahat anlayacağınızı düşünüyorum..

Cristian’ın girmesi oyun anlamında kapanan rakibe karşı ekstra bir katkı oldu ancak kesinlikle büyük pay Sow’a aitti..

Ben açıkçası artık her seferinde Stoch olayından böyle bahsetmekten sıkıldım.. Belki itici de olmuş olabilirim zira kendim de rahatsız oluyorum.. Ben artık görmek istemiyorum açık olarak.. Bence Beykan orada çok daha verimli olur.. Recep dahi oynasa bence daha iyi, en azından kendi oyuncum.. Pısırık oyuncuya karşı tahammül sınırım çok azdır.. Birşey yaparsın, çaba gösterirsin ancak yapamazsın başımla beraber ancak bu yok.. Yok hani, emare de yok.. Bu kadar şans Beykan, Recep ve türlü aksiyon içinde Krasic’e verilmeli diye düşünüyorum..

Diğer bir konu ise defansın ortası.. Yobo bana göre çok kötü.. Bir kere eski esnekliğini kaybetti.. Pozisyon hataları yapıyor, geri paslarda falan birkaç pozisyon var kendine güvenmiyor.. Bekir burada hataları ve doğruları ile bence çok daha iyi seçim.. Egemen ile de bence çok iyi ikili görüntüsü verdiler.. Doğru gelmiyor bana hem adalet açısından, hem performans açısından.. Fizik açıdan da kötü Yobo.. Eski hali ile maalesef alakası yok.. Bu hususta fikirlerinizi merak ediyorum açıkçası..

Skor son anda geldi.. Webo’yu çekiyor Yalçın.. Webo kolay bıraktı diyen var, olabilir.. Çekmeyecek kardeşim.. Saçma bir iş yaptı.. Yaparsan keserler cezayı.. Seyirci de mükemmeldi.. Her iki açıdan bakarsan sıkıntılı bir maç yöneten hakem de bu baskı altında bu net pozisyonu vermekten başka birşey yapamazdı.. Bu çok açık.. Bugün oynanana Galatasaray Ordu maçında da Galatasaray seyircisi aynı baskıyı uyguladı hakeme.. Bazı fauller falan daha esnek geçildi.. İç saha avantajı budur..

Skor gelmese dahi takımı yukarıda yazdığım sıkıntılar haricinde beğendiğimi belirtecektim.. Maç anında yorumlarımda bunu çokça ifade ettim zaten.. Bu arzu istek, bu doğru oyun geldikçe sonuç büyük ihtimal ile alınacaktır..

Bu çizgide, bu arzuda devam edip maç kazanarak rakibin kaybetmesini bekleyeceğiz.. Maç maç bakarak gidilecek, başka çare yok.. Haftaya Beşiktaş maçına dair yazım olacak.. Arada birşey olmadığı takdirde yazı ile görüşmek üzere..

Saygılarımla..

Stoch ve Krasic Sorunsalı..

Son günlerde Fenerbahçe takımı yukarılara doğru tırmanırken alttan alttan Stoch ve Krasic ne oldu soruları var.. Bunların genel durumları nedir, bu noktaya nasıl geldik ya da bir noktaya neden gelemedik, fayda alabilir miyiz kısımlarını biraz konuşmak lazım diye düşündüm.. Bazı fikirlerim var, bakalım ne diyeceksiniz..

Miroslav Stoch

Miroslav-Stoch

Stoch geçen sene bol gollü, ödüllü bir yılı geride bıraktı.. Saman alevi gibi parladığı bir dönem oldu, geri kalan dönemde idare etti ancak bu sene çok bozuk başladı.. Bu tamamen kendisine bağlı diyemem zira takım da kötü başladı ancak mutlaka kendi payı da var..

Stoch öncelikle ürkek bir oyuncu.. Fizik kalite olarak zaten çok yüksek bir oyuncu değil ancak bu kadar da değil.. Öncelikle yürekli değil.. Biraz ağır gelebilir ama böyle bana göre.. Takım oyuncusu değil, varsa yoksa işi alışkın olduğu sol ön dip tarafta topu alıp içeri kat ederek şut atmak.. Çok kolay ezberlendi zira başka bir yönü yok orada oynadığı sürece.. Halbuki o çabukluk ve birebir adam eksiltme özelliği ile daha fark yaratması lazım ancak kendisi kolayına kaçıyor..

Bence atlanan en önemli nokta da sol kanat oyuncusu sanılması Stoch’un.. Stoch dip forvet oyuncusu arkadaşlar.. Forvet oyuncusu diyorum, kanat değil.. Hücum oyuncusu.. Ancak son günlerde oynadığımız oyunda Sow’u hani hoca kenarıdan forvete getiriyor ya, aynı o işte.. Bizim ligimizde özellikle fizik kalite çok önemli bir husus olduğu üzere çok zorlanıyor hele kenarıda.. Bizim oyunumuzda adam da takip etmesi lazım, onu da yapmıyor.. Sonra oyundan çıkınca falan tripler vs.. Kusura bakmasın ama saçmalıyor.. Kendine bakacak önce.. Acaba ben nerede yanlış yapıyorum diyecek.. Azimli olacak ama ben göremiyorum..

Stoch’tan aslında en iyi verim alınabilecek yer bana göre ikinci forvet gibi.. Çok basit tabir ile Alex gibi.. Hani Darko Kovacevic – Nihat Kahveci ikilisinde serbest Nihat gibi.. Dar alanda çabuk, dar alanda yaratıcı, adam eksiltebiliyor ve en önemlisi şutu çok iyi.. Ayrıca serbest olursa daha çok alan bulacak dip olarak olduğu kanattan.. Bence faydalı olabilir..

Öncelikle kendisi.. İyi çalışacak, azim gösterecek.. O formayı şans bulduğunda yiyeceksin.. Yırtacaksın kendini.. Bunu göremiyorsun, tripler falan görüyorsun.. Olumlu gitmiyor durum.. Yukarıda yazdığım gibi biraz daha farklı kullanılsa fayda sağlanabilir, başka bir görüntüye bürünebilir diye düşünüyorum..

Milos Krasic

Milos-Krasic-Fenerbahce-Spor-Kulubu

Krasic’i çoğumuz CSKA Moskova’da oynadığı müthiş oyunla biliyoruz.. Zaten burada ki müthiş oyunu ile Juventus’a ciddi bir bonservis bedeli ile gitti.. İtalya’da ilk sezonunda vasat Juventus’un dikkat çekici oyuncularından biri idi ancak Antonio Conte’nin gelişi ve oyun formatının 352 ve benzeri şekline bürünmesi Krasic’e forma şansını kapattı.. Uzun süre forma bulamadı, bulamaması ayrı bir de hani her türlü oynamıyorum düşüncesi ile kendini salmış.. Durumundan bunu kesin anlayabiliyoruz..

Bize geldiğinde ise maç eksiği olan, uzun süredir amaçsız duran bir oyuncu idi.. Bunun üstüne hani bilindiği gibi değil Juventus’ta sezon öncesi kampını tam olarak tamamlayamadı.. Bizden geç başladı doğal olarak ön elemeler ile işi olmayan Juventus.. Burada henüz daha yeni idmanlara başlamış durumda iken geldi.. Takıma yetişmesi ve önceki durumunu düşündüğümüzde gelip direk esip gideceğini düşünmek çok safça olurdu.. Öyle de oldu zaten..

Elazığ maçı öncesi İzmir’de takımın kamp yaptığı oteldeydim.. Bayağı konuşma şansı buldum.. Ana dilini konuşabilen birini görünce kendisi de ilgilendi hemen.. Geniş olarak konuştuk, bu durumları bana kendi anlatmıştı.. Özellikle kampı tam geçirmediği için eksiği olduğunu, zamana ihtiyacı olduğunu falan.. Tam raya giriyordu ki arka adalesinden sakatlandı.. Futbol kariyerinde ilk kez başına gelen bir durum.. Bir ay demektir arka adale, sonra herşey sil baştan.. O zaman ben devre arası ile katkı sağlayacağına inandığımı söylemiştim..

Kupa maçları ile tekrardan forma bulmaya başladı, birkaç lig maçında forma giydi.. Kıpırdanma vardı benim gördüğüm.. İlk günlerindeki güçsüz halinden biraz daha farklı görünüyordu.. Ancak bakınca ısrarla sol kanatta hayatında oynamamış bir oyuncu solda oynatıldı.. Bunu hiç çözemedim.. Maç oynamam lazım demişti bana, o maç şansını bulamadı solda falan kısıtlı oynadığı maçlarda ki performansı ile.. Hani arka arkaya üç maç oynasa doğal mevkisinde belki kendini bulacak ama bulamadı o şansı..

Benim korkum Juventus takımında tamamen azmini kaybetmiş olması.. İdmanlarda tam olarak durumu bilmiyorum ama haftalardır olduğu gibi hiç hiç kadroya giremeyecek durumda olmasına inanmıyorum.. Biraz cesaret, biraz şans vermek lazım.. Zorlu maçlarımız var.. Lig, Kupa, Avrupa Ligi’nde iddialı gidiyor takım.. Bunları bir arada götürmek çok çok zor..

Bizde öyle bir kanat oyuncusu yok.. Dikine gidebilecek, adam eksiltecek, driplingi ve çok iyi top kesen bir oyuncu.. Biraz kendisi de gayret, biraz da teşvik edilmeli.. Ciddi bedeller ödenen oyuncular.. Bu kadar kolay kenarı atmak bence çok doğru değil.. En azından Stoch kadar bile şans bulamadı ki Stoch hiç performans vermemesine rağmen aldı o şansı..

Genel Yorum

İki oyuncu özelinde ben teknik ekibin de biraz kabahati olduğuna inanıyorum.. Hani oyuncularda olan sıkıntıları dile getirdik burada ancak biraz da bu yönü var bana göre.. Hani hiç oynatmayacaklar ise zaten devre arasında buna hal çare bulunması lazımdı.. Bu oyuncuları kenarıda atıl tutmak lükstür.. Ya faydalanma kısmına gireceksiniz ya da bu işi çözeceksiniz.. Bence ortası yok..

Bu konu çok kafa karıştırıyor, üstüne konuşuluyordu.. Ben de kendi açımdan fikirlerimi toparlamak istedim.. Yorumlarınızı bekliyorum..

Saygılarımla..

Doğru Oyun, Doğru Düzen..

1

Galatasaray’ın son Akhisar galibiyeti ile maç fazlası ile puan farkı dokuz oldu.. Ligin boyunun kısaldığı bu anlarda artık Fenerbahçe açısından puan kaybına tahammül olmadığı anlar.. Olaya maç maç bakarak maç maç durumdan tümü hedeflemek en doğrusu.. Artık lüzumsuz bir kayıp demek herşeye bitti demek ile eş neredeyse..

Rakip Trabzonspor bildiğiniz üzere Şenol Güneş’in yerine yine camiayı iyi tanıyan ve sevilen isim Tolunay Kafkas’ı göreve getirdi.. Tarz, kişilik yapısı nedeni ile daha hareketli ve agresif bir Trabzonspor beklentisi normal ancak elindeki kadro çok vasıfsız, amaçsız oyuncular ile dolu.. Ligde de iddia olmaması ile verim alınamayan oyuncular takımın ligdeki konumunu bence açıklıyor.. Şenol Güneş bunu biliyordu, kendi de heyecanını kaybedince kan değişikliği aslında doğru bir karar gibi gözüküyor uzaktan..

Bu maç özellikle Trabzonspor açısından önemli.. Amaçsız bir takım ve bütün bir sezonu buradan kurtarmayı düşünecekler normak olarak.. Takımları karşılaştırırsak kesinlikle iyi olan belli ancak bu maç özelinde bazı teknik detaylara bakmamız lazım.. Öncelikle rakibin son durumuna ve özellikle Tolunay Kafkas gelişinden sonrasına bakmamız lazım..

3

İlk olarak Gaziantep maçında göreve geldi ve rahat kazandı gözüküyor ancak maçın başı hiç öyle değildi.. Araya atılan toplarda Cenk iki tane çok önemli golü kaçırdı.. Defans hatt çok sıkıntınlı.. Bunun yanında Zokora’nın olmaması ile orta sahanın ortasında da eksik var gözüküyor.. Antep maçında Afrika Kupasında olan Zokora yerine Serkan Balcı’yı kullandı Tolunay Kafkas Colman’ın yanında ki bence doğru tercih.. Şimdi Zokora yine yok ve yine aynı hamleyi bekliyorum açıkçası.. Solda Olcan, sağda ise Alanzinho tercihi var.. Aynen olmasını dilerim bu maç özelinde ama ben beklemiyorum.. Bence daha dengeli bir takım çıkarabilir.. Oyuna genelde Yasin hamlesi yapılıyor, bunun yanında Henrique hamlesi geliyor.. Çok faydalı olduğunu söyleyemeyiz ancak Yasin girince Olcan’ı sağ öne de attı.. Alanzinho’nun da sağ önde kullanıldığını düşünürsek Tolunay Kafkas Hollanda stiline yakın bir düşünce de gibi..

Önde Halil var ve gol/asist sayısı olarak verim alamasa dahi hareketli, agresif ve her an tehlike yaratabilecek, arkada ki oyunculara alan sağlayacak bir oyuncu.. Duruma bakınca orta sahanın ortası ve defanslarında çok iyi olmadıklarını, önde hareketli ve çabuk oyuncuları olmasına rağmen düzen dışı bir oyunda olduklarını görüyoruz..

Bence öncelikli durumların başında Colman geliyor.. Yakın oynanmalı.. Hani biraz tatlı sert, darbeli ve temaslı bir oyuna maruz kalırsa verimi bozulup buna takan bir isim.. Eğer alan bulursa tehlikeli.. Buna yol vermemek lazım.. Bunun dışında alanı iyi kullanıp özellikle yakın oynamak lazım..

2

Bizim özellikle ligin ikinci devresinden sonra olan durumumuza bakarsak önde üç forvet gibi oyunumuz gözükmesine rağmen Kuyt aslında daha bir orta saha gibi.. Sow kanadından sürekli içe kat ediyor, bu hücumsal anlamda derinlik ve akıcılık getirse de defansif duruş, saha yerleşimi ve dönüşlerde sıkıntı yaşatıyor.. Ayrıca bu düzensiz oyunu da getiriyor ki rakibin isteyeceği birşey bu..

Burada rakibin durumuna da bakarak yapılması gereken durum çok basit.. Alanı iyi paylaş, yanaş, yakın oyna ve sabırlı ol.. Bu maçın asıl önemli teşhisi bence bu.. Son maçlarda olduğu gibi maça çıkmamak lazım bana göre.. Yine olur, olmaz diye birşey yok ama yenik duruma gelmemek lazım.. Rakibi coşturmamak, sakin kalarak ve topa sahip olarak bozmak lazım.. Baskıyı asla elden bırakmadan sert olmalıyız..

Bunun için durumunu iyi bilmiyorum ama Caner ya da Topuz bana göre kanatlardan birinde olmalı.. Hoş ben 442 şeklinde sahaya yayılıp ikisini de bir kanatta olmasını savunuyorum ama hocamızın tercihi böyle olmadı.. Keşke olsa ve iki kanada bu oyuncular, ortaya Emre ve hafif geriye sarkık mehmet Topal olsa.. Önde de iki merkez forvetle neredeyse hepsi çok hareketli ve agresif oyuncular ile takımın çehresinin çok değişeceğini düşünüyorum..

İstekten çok genel olana bakarsak dediğim gibi o iki daha orta saha oyuncusu arkadaşlarımızdan en az biri bir kanatta olmalı.. Kuyt yine bence eleştirilere rağmen oynamalı zira adam doğru oynuyor takım adına.. En azından maça böyle girip hamleyi sona saklamak lazım.. Maçın geç anlarında daha da anlamlı olabilir..

4

Bundan önceki maçlarda Trabzon’da maçları nasıl bir oyun yapısı ile aldığımızı unutmamak lazım.. Yerleşik oynadık, yakın oynadık.. Bu en direk oyuncu özverisinden ziyade terihlere de bağlı.. Misal solda Caner oynadı çokça bu maçlarda ve takım adına bu bizim daha dirençli olmamızı, sahaya daha doğru yayılmamızı sağladı.. Bunun yanında sakin kaldık.. Bunları unutmamak lazım..

Benim açımdan burada kazanmamak için hiçbir neden yok.. Hatta teknik yönden bakarsak çok avantajlı olduğumuzu söyleyebilirim ancak maç sahada oynanır, kağıt üzerinde değil.. Karakter koyarak, ezilip büzülmeden, basit olarak delikanlı gibi sahaya yürek koyulursa zaten çok daha iyi takımız.. Sonuç gelecektir.. Ne demek istediğimi anlamak isteyenler geçen sene Emre’nin Trabzon’da attığı golden önce yaptığı baskıyı ve nasıl topa atıldığına bakabilir.. İşte sahaya yürek koymak budur..

Takımımıza başarılar diliyorum.. İnşallah gereken sonucu alacağız..

Saygılarımla..

Önemli Not : Daha önce BATE yazısında savgili Oğuzhan kardeşimin emek vererek hazırladığı yazıyı resmen “çalıp” kendi internet sitelerinde, kendi yazılı ve görsel organlarında kullanan medya organlarına ilan ediyorum, eğer birşeyi buradan alıp kullanmak isterseniz sormanız yeter.. Emek harcanıyor, maçlar seyrediliyor, üzerinde notlar alınıyor, üzerinde abartmıyorum saatlerce belki düşünülüp yoğurulup yazıya dökülüyor..  Ezbere değil hiçbirşey.. Sorsanız yeterli.. İmza bile istemeyceğim.. Sadece bu yazı özelinde değil, başka yazılar hakkında da.. En azından emeğe saygınız olsun..

Dersimiz : BATE Borisov

“Donmaya gidiyoruz” baslıklı yazıda daha önce BATE’yi tanıtmıstık. Tabii o yazının üzerinden 2 aya yakın bir süre geçti, Goncharenko ve talebeleri artık pili yenileyerek onlar için yeni baslayacak futbol sezonuna hazırlanıyor. Verileri toparlamadan önce UEFA’nın ilk kaidesi olan “saygı” bakımından rakibe kesinlikle herhangi bir kusuratta bulunmamamız gerektiginin altını net bir sekilde çizmek gerek, yoksa Istanbul’da Sarı-Lacivert degil Sarı-Mavi bir zafer izleyebiliriz.

En son resmi maçına 5 Aralık’ta Almanya’da Bayern deplasmanında çıkan ve üzerine bir transfer dönemi geçiren BATE için ölçü alınamayacak bir Zenit maçı dısında çok veri yok. Zenit o maça tamamen yedekler ve gençlerden kurulu bir takım ile çıkmıs ve as kadroyla çıkıp maçı ciddiye alan, Fenerbahçe maçı öncesi son prova olarak gören BATE’ye 1-0 yenilmisti Antalya’da. Peki Bayern maçından sonra BATE’de ne degisti?

Nekhaychik yuvaya döndü

Takımın ideal 11′inde olmayan fakat rotasyonda katkı saglayan Gordejchuk’un yanı sıra Avrupa’da sıklıkla yedek kulübesinde otursalar da takımın dar rotasyonunun önemli parçalarından olan Renan Bressan ve Marko Simic takımdan ayrıldı. Simic’i önümüzdeki dönem Kayserispor’da izleme imkanına sahibiz. Takımın ikinci kalecisi Gutor yine ayrılan isimlerden. BATE transfer döneminde bos durmadı, eski oyuncusu Pavel Nekhaychik’i kadroya kattı. Nekhaychik özellikle 2008/2009 sezonunda takımın ilk Sampiyonlar Ligi serüveninde boy gösteren, ayrıca 2010/2011 sezonunda ilk kez Avrupa’da Subat ayını gören BATE takımlarında önemli bir rol oynayan bir isimdi. Nekhaychik takıma 2 yıl önce gittigi Dinamo Moskova’dan transfer oldu, Pavlov, Hleb ve Rodionov’dan sonra yeni bir skor umudu olabilir onlar adına. Ayrıca Zulte-Waregem’den kiralanan, kiralık sözlesmesi yılbasında biten Michail Sivakov, Zulte Waregem’de Hinostroza gibi yeteneklerin çıkısı sonucu iyice gözden düstü ve BATE onu bu kez bonservisiyle transfer etti. Gomel’den milli oyuncu Ilia Aleksevich(Geçen sezon Gomel formasıyla Belarus’taki maçta Bursaspor’a gol attı) ve Dinamo Brest’ten Vitali Gajduchik’i transfer ederek takımı tamamladı sarı-mavililer.

Zenit maçındaki düzenleri normaldeki gibiydi. Kalede Gorbunov, önlerinde Polyakov, Radkov, Filipenko ve Bordachev’den olusan bir savunma hattı. Savunma hattında önemli bir detay var. Savunmanın en kısa oyuncusu 1.84 ile sag bek Polyakov. Stoperlerden Radkov 1.86, Filipenko 1.94 boyunda. Bordachev’in boyu ise 1.90. Uzun toplarda boy sadece bir avantaj teskil eder, ben bu savunmanın ortalarda olsun uzun toplarda olsun sıkıntı yasayacagını düsünüyorum. Özellikle merkezin atletizm sıkıntısı var. Sarkık oynayan Sow ile orayı iyi isleyecek pasör bir orta alan oyuncusu ile canlarını çok sıkabilecegimiz bir noktayı tespit ettik. Sadece merkez degil, kanatları da hızlı derin diz kapak altı hizasından toplarla destekleyebilirsek çok etkili olabiliriz. Özellikle hücumda hızlı oyun çok önemli bu takıma karsı. Defansif olarak kalabalık ve organize bir takımlar ama çabuk oynamak gerek hücumda. Grodno’daki maçta sag bek Polyakov cezası nedeniyle yok. Burada bu açık nasıl kapanacak bu önemli. Orta alanda savunma önündeki kilit rolüne bürünen Baga ve Volodko gerektiginde sag bek oynayabilen isimler. Keza yedek sol bek olan 33 yasındaki Aleksandr Yurevich yine o görevi üstlenebilecek bir isim. Takımda tek gerçek sag bek var, o da Polyakov. Ikinci sag bekleri Kuntsevich ise devre arasında Bobriusk’a kiralandı ve BATE kadrosunda yok.

Orta alanı mümkün oldukça kompakt tutmaya çalısan bir ekip BATE. Topa çok sahip olmayı sevmeyen, beklemeyi tercih edip kapılan topları çok çabuk kullanan bir ekip. Açık alanda yakalanmamak gerek. Sert bir orta alanları var, agresifler, arzulular. Aynı arzu ile sahada olmazsa takım muhtemelen orta alan mücadelesinde ezilir ki bu kaleye ciddi tehlike olarak dönebilir. Bu nedenle top ayaktayken sakin kalmak, gerekirse uzun süre risk almamak gerek. Olası bir 1-0′lık yenilginin bedeli çok çok agır olabilir Grodno’da. Zenit maçında enteresan bir yapıdaydı BATE. Rodionov ve Mozolevski ile önde baslayan, çift forvetle sahada olan bir takımdı. Orta alan Hleb, Pavlov, Volodko ve Rudik gibi isimlerle kalabalıktı. Sag bekte olası bir Baga/Volodko tercihinde yine aynı tertiple sahada olup Rudik’i kullanabilirler.

BATE temel bir felsefesi olan, nüansları rakibine göre degisen bir ekip. Kendi evlerindeki Lille maçı hariç her maçta topu rakibe bırakıp topun ardına geçtiler. Lille maçında da erken gollerden dolayı oyun böyle döndü. Kompakt oynuyorlar demistik. Fenerbahçe’nin sezon basından beri yapması gereken ama yapmadıgı birsey. Rakip yayla gibiyken ise inanılmaz etkili olabiliyorlar. Örneklendirelim.

Lille-BATE

Bu pozisyonda Hleb topu ön alana tasıyor. Driplingle içe katedip o an yanında bulunan Pavlov’a alan yaratıyor. Pavlov sola deplase olup tam ceza alanı çizgisinde topla bulusuyor. Penaltı noktasına hareketlenen resimde en uçta olan Rodionov’da topu sadece bos filelere bırakıyor. Derslik bir kontra atak. Burada Lille’de iki hat arasında hesabım yanıltmıyorsa 20-30 metrelik alanda sadece tek kopuk bir adam geziyor ki bu BATE gibi bir takıma karsı inanılmaz bir tehlike. 7/8 saniyede geçtiler orta alanı penaltı noktasına kadar. Çok hızlı çıkıyorlar.

Forvet Rodionov her delikten çıkabilen, her iki ayagını da inanılmaz etkili kullanabilen bir silah. Özellikle savunma hattının çok iyi, erken ve dikkatli çıkması gerek. Ligdeki Sivas maçı gibi bir çok maçta Fenerbahçe bassa da zaman zaman hatlar arası inanılmaz bosluklar bıraktı. O bosluklar bırakılırsa facia ile sonuçlanabilir bu eslesme.

Savunmadaki tek gücü kollektifi korumak olan bir takım. Beklenenin aksine savunmada bireysel olarak son derece kabiliyetsiz bir ekip. Kalabalıkla örtüyorlar bunu. Elemeler dahil oynadıkları 12 Sampiyonlar Ligi maçının sadece üçünde gol yemediler. Gol yenilen 9 maçın yarısından fazlasında 2 ya da daha çok gol yediler. Deplasmanda gol bulmanın yolu çok basit, bunun için sürekli hücumu düsünen bir ekip olmamıza gerek yok. Savunma ardına adam kaçırmak, iyi pasör oyuncularla onları beslemek, özellikle Moussa Sow’u çok kullanmaya çalısmak. Bunun yanı sıra sırıtan bir yönleri daha var. Bunu da örneklendirecek olursak.

Valencia - BATE

Burada basit bir taç atısı kullanılıyor. Ön libero Baga topu kontrol ediyor. Normalde ön liberolar garantör, ilk topu kullanan ve kaybetme lüksü olmayan adamlardır. Buyrun sonuç.

Valencia - BATE2

Baga topu kaptırdı, Gago topu kaptı, arkadaki adama dikkat etmeden rastgele bir yere yürüyen Bate’nin son adamı Filipenko Feghouli’yi görmezden geliyor, sonuç Gago’nun topu kurtarıp Feghouli’yi(ekranın en sagındaki Valencia’lı) kaçırması. Feghouli karsı karsıya kalıyor, sonuç gol. Baga’nın topla ilk bulusması ile topun aglara gitmesi arasında 8 saniye var. Toplu oyunda özellikle merkezi savunma üçlüsü(orta alandaki garantörü de dahil ediyorum) topla oynarken çok hantal, yavas, dengesiz. Sanki topla yeni yeni oynayan altyapı çocukları gibi, yani biraz bizim gibiler.

Aynı maçtan bir kaç kare daha.

Valencia - BATE 3

Valencia - BATE 4

Ilk karede görülen, savunmada kurulan üçgenlerden birinde Gago’nun topu alması. Mozolevski, Bressan ve Rodionov üçlüsü pusuda. Biraz laubalilikle yavas hareketle top çıkarmaya çalısan Valencia Gago’nun bir anlık yavas kalması sonucu üç kisilik baskı yedi. Bressan ve Rodionov Gago’ya hareketlenirken Mozolevski pas kanalı kapatma amacında. Ikinci karede ise Bressan topu kapıp hemen Rodionov’a(üçlünün ortadaki ismi) kazandırıyor. Rodionov kaleciyle karsı karsıya kalıyor, sol tarafında bombos pozisyondaki Mozolevski’yi görüyor ve o da topu bos filelere yolluyor. Tek bir an, tek bir konsantrasyon sorunu pahalıya patlayabilir.

Bu kadro ile çıkmalarını bekliyorum. Belki de tarihlerinde ilk kez Avrupa’da bu denli ilerleme fırsatına sahipler. Kendi evlerinde gol yememeyi hedefleyecekler ilk etapta. Bu nedenle Zenit maçında çift forvetle oynasalar da bu maçta alısılmıs tek forvet ve destekleyen çift orta sahaya döneceklerdir tahminimce. Ilk maçta Polyakov cezalı ve Volodko/Baga ikilisinden birinin beke kaymasını bekliyorum. Bu durumda ya Pavlov’u daha geriye çekip Nekhaychik ile baslar, ya da direk Olekhnovich/Lihtarovich ikilisinden birini kullanıp düzeni hiç bozmadan sürdürür. Aksi hamleler sürpriz olur benim için.

Peki ya biz? Özellikle ilk maçta orta alanda onlar kadar istekli onlar kadar arzulu onlar kadar organize olmalıyız. Artı atlet bir takım olmalıyız, zira topla fazla laubali olup yapılacak yavas hamleler bizi ciddi sıkıntıya sokabilir. Özellikle bu maç için iki kanat adamından birinin daha yerlesik oynamasını, dirençli olmasını ve bir digerinin çabuk, hücumu düsünen biri olması gerekiyor bana göre. Sol kanatta Miroslav Stoch tercihi maç kazandıracak bir tercih olabilir, rakibi orta alandan ya da ters kanattan kırma bir bek olacak Belarus’taki maçta. Rakip zaman zaman insiyatif alacak, sakin kalmak, direkt oynamak ve ne yaptıgını bilmek en önemlisi. Organize olmak, hat kapatmak, pas kanallarını kapatmaya özen göstermek defansın yapacagı en önemli isler. Seken topları vermemek gerek. Özellikle hücumda verilen seken toplara karsın daima akıllı olmak ve mümkünse bir garantör ile oynamak gerekiyor.

Benim sahsi tercihim özellikle Belarus’taki maçta Stoch, Mehmet Topuz ve Salih Uçan ile baslamak. Cristian Baroni, Dirk Kuyt ve Pierre Webo da lige göre kulübeye çekilecek oyuncular olur. Savunma hattında ise savunma önündeki görev Emre yerine Mehmet Topal’a geçecek ki bu ilk topların Raul Meireles’te toplanmasını sart kosan bir hamle olur. Onun rolü çok kritik olacak Grodno’daki ilk maçta. Tandemde ise ligde uzun toplar dahil son Mersin maçında 10′un üzerinde pasta tek defosu olmayan Bekir’in yanında daha derli toplu, daha seri ve ayakları daha iyi olan Serdar Kesimal tercihim Egemen’in yerine. Biraz Grodno’daki ilk maça yönelik bir yazı oldu daha çok, fakat ikinci maçı yorumlayabilmek için sanırım önce Grodno’daki maçı enine boyuna izleyip gelismeleri görmek daha mantıklı olur. Sıralayacak olursak :

Hücum bölgesinde yapılması gerekenler :

+Kendi 3, rakibimizin 1.bölgesinde ilk topu alan orta alan adamlarına ve savunma merkezlerine basıp topu çıkartmamak
+Rakip beklerin ve stoperlerin ardına adam kaçırıp beceriyle çabuk bir sekilde gol yoklamak, hücum bölgesinde tempo arttırmak

Orta alanda yapılması gerekenler :

+ En az rakip kadar arzulu olmak
+ Agresif olmak
+ Bir an bile aksamamak. Aksayınca domino etkisi gibi 8 saniyede topu kalede görebilirsin.
+ Toplu oyunda sakin kalmak, topu kaybetmemek. Topa en çok sahip olacak isimler orta alandaki isimlerimiz.
+ Hleb’e top aldırmamak, rahat vermemek

Savunmada yapılması gerekenler :

+ Mümkün mertebe yakın karsılamak, hatları kapatmak. Kapatmadıgın zaman Lille gibi fatura kesilir.
+ Orta alanda yazıldıgı gibi çok sakin kalıp asla top kaybetmemek. Bir anlık göstermelik pres bile fatura keser.
+ Rodionov’a özel dikkat, her türlü gol atabilir.

Biz onlardan oyuncu bakımından daha iyiyiz. Kadromuz çok daha önde. Ama takım olarak onlar önde, biz takım olamadık. Takım olmak isteyen oyunculardan kurulu bir ekiple sahaya çıkarsak bu turu geçebiliriz. BATE yabana atılacak bir ekip degil, bir köy takımı hiç degil. Bu turda artık yabana atılacak tek bir takım yok. Her tur, son anda da kupa aslanın agzında. Sahada yapılacak tek bir hata, tek bir konsantrasyon eksigi sayarken iki elin parmagını bitirmeden turnuva dısına itebilir. Hataya tahammül yok, hiç yok. Turnuva asıl simdi baslıyor. Hazırmıyız? Zannetmiyorum, aksini göstermek oyuncuların elinde.

Basarılar takıma. Grodno’da 90 dakika geride kalınca hayaletlerin cirit atacagı Kadıköy’deki maça dair de edilecek çok kelime olacaktır..

Dipnot(Bilgi&Beklenti) : Maçın oynanacagı Grodno kentinde hava sıcaklıgı 0′ın altında, kar yagısı var. Maç günü 0 ila -4 derece arasında gidip gelebilecek bir hava sıcaklıgı bekleniyor. Maç BATE’nin kendi stadının yetersiz, Minsk stadının da bakımı nedeniyle Grodno’da oynanacak. Grodno Polonya, Litvanya ve Belarus’un birlestigi noktaya sadece 46 kilometre uzaklıkta. Borisov’a ise yaklasık 400 kilometre uzaklıkta kalıyor. Minsk ile mesafe ise yaklasık 300 kilometre. Uzak, uçta bir yerde Grodno. Seyirci ilgisinin çok olacagını pek zannetmiyorum bu nedenle.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 62 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: