Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

2011-2012 Sezonu Değerlendirmesi..

Yeni sezon hazırlıkları başlayıp erken olarak transfer hamleleri geldiğinde düşündüklerimizi hatırlıyorum.. Orta sahaya gelecek çok önemli bir takviye ile Türkiye Liginde dominasyonu yukarıya taşıyıp biraz da kura şansı ile Şampiyonlar Liginde tekrardan bir çeyrek final ve sonrasını düşündüğümüz bir ortamda kara bir güne uyandık 3 Temmuz sabahı..

Olanlar, daha sonra Şampiyonlar Liginden men edilme sürecimiz, giden çok önemli oyuncularımız vs.. kabus.. Başka bir kelime gelmiyor aklıma.. İşte hem kadro olarak, hem de olayların getirdiği psikolojik unsurları da düşündüğümüzde çok kötü bir başlangıç şekli oldu..

Buna rağmen lige benim için çok çok iyi başladı takım.. Adeta isyan ediyordu olanlara.. Sahada haykırdı çocuklar “alın terleri” için.. Bu zaman içerisinde hep söylediğim birşey vardı, çok hassas durumdayız kötü bir sonuç alacağız muhtemelen ama sonrasında toparlayabilecek miyiz çabuk olarak ?! Bundan sıkıntılıydım, tam da beklediğim gibi oldu.. Sivas maçı kırılma anı oldu ve bunların yanında  da her maç öncesi yeni yeni maksatlı ve güdümlü haberler ile çok yıprandı çocuklar.. Düşüş başladı..

Burada teknik taktik o olur bu olur kısmına hiç girmedim, girmemeliyim dedim.. Zira futbolda elbette teknik taktik, kalite, kuvvete dayanıklılık ne kadar önemli ise ortam huzuru ve psikolojik rahatlık çok daha önemli.. İşte bu en büyük sıkıntımız oldu.. Bunun yanında sanki hiç sıkıntımız yokmuş gibi sakatlık problemleri de çok can sıktı.. Daralan ve kalite eksikliği gidenlerden dolayı yaşayan takım iyice zorlandı.. İstikrarın tekrardan yakalanması uzun sürdü..

En büyük sorunu ön tarafta yaşadık.. Semih’in sezon başından neredeyse sonuna kadar kuvvetsiz ve formsuz oluşu, Henri’nin bir türlü baskıyı kaldıramaması bizi zorladı.. Hep dediğim gibi oyunu ön taraf belirler.. Baskı yersen orada top tutup defansı rahatlatacaksın, önde ve dar alanda oynuyor isen orada oyuna çıkıp baskı altında top alarak arkadaşlarına öne taşınma fırsatı, orada yaratıcılık gibi unsurları hayata geçirmek zorundasın.. Bu konuda Henri başarılı gibi de olsa özgüven eksikliği ve acemiliği ile yeterli olamadı.. Devre arasına geldiğimizde ise Sow transferi sorunları bir nebze azaltmış oldu..

Sow attığı ve attırdığı goller ile büyük fayda sağladı.. Agresiflik ve baskı altında topu alma konusunda tam istediğimiz gibi olmasa dahi katkısı yüksekti.. Bu dönemlerde deplasmanlardaki mağlubiyet serisi aslında ligde olan puan farkının ana sebeplerinden biri oldu.. İşte buradan işin teknik kısmına gireceğim..

Bizim oyun karakterimiz çok pas yapan, topa hep sahip olmaya çalışan bir takım olmak.. Bununla beraber sabırlı oyun ile rakibi topun peşinde koşturarak yormak, dengesini bozmak, ani yön değiştirmeler ile rakipte açıklar yakalamak.. Tamamen oyun karakterimiz budur.. Çok güzel istekler, çok güzel planlar ancak bir tek plan bu.. Yeri geldiğinde benim panik oyunu diye söylediğim, ilerde iki forvete bağlı çabuk ve dikine oynayarak takım halinde agresif önde baskı, seken topları almak sureti ile defansı hazırlıksız yakalamak.. İşte bunu hiç yapmadık..

Kaybettiğimiz Samsun maçı olsun Karabük maçı olsun yenik durumda olmamıza rağmen oyunu ön tarafta sıkıştırmak için bu hamleleri yapmadık.. Sistem takımı olmak istemek güzel ama bunu hani kalıp gibi yapmak çok zor.. Bunu sağlamak yılları gerektiren ve altyapı kültürü ile de birleştirip yapmak gereken bir olay.. Bunu tam uygulayamıyor isen mutlaka ikinci bir plan olmalı.. Hocanın ikinci bir planı vardı, 433 düzeni ama ön tarafta agresif olamadığımız için bu zaten kafadan sıkıntıyı arttırıyor düzeltme yerine.. Burada orta saha oyuncuları iki alan 18′ine gelip gitmeli, bekler sürekli oyunun içinde olmalı, defans mutlak suretle alanı daraltmalı gibi unsurları içerip uzun süre alışkanlık olması gereken birşey.. Çok zor yani.. Burada sıkıntılarımız oldu..

Çok ekstra katkı veren Bekir, Cristian ve Caner gibi oyuncularımızın yanında Gökhan, Mehmet, Semih ve Dia gibi maalesef beklediğimizi alamadığımız oyuncularımız da oldu.. Kimseye suç bulacak değilim bu süreç içinde.. Herkesin kendi bir iç dünyası var ve bazısı buna çok agresif olarak tepki verir iken bazısı daha da sinebilir.. Kimseyi suçlayıp kabahatli ilan etmememiz lazım..

Son Galatasaray maçı da sezonun özeti gibi oldu.. Oyunda eğer forveti Henri ile ikilesek, öne yıkmaya çalışsak sanki birşeyler olabilir gibiydi ama yukarıda belirttiğim teknik hususlar ışığında geçen bir maçtı.. Takımla çalışan hoca hep derim bunu.. Bazı tercihleri ben dahil hepimiz sorguluyoruz ancak idman performansı, genel davranışları gibi unsurlar takımı belirliyor.. Rakibin durumu da önemli tabi.. İşte ben burada çözümleme ve izahat sıkıntısı olduğunu düşünüyorum.. Hocayı daha iyi yönlendirmeli bence teknik ekip..

Genel durumu ortaya koyduktan sonra önümüzdeki sezon için ne yapmalı, neler lazım, ne gibi hamleler yapmalı.. ? İşte bundan sonraki kısımda buraya gireceğiz..

Başlı başına kaliteyi arttırmak şart.. Özellikle ön taraf ve orta sahanın ortası çok önemli.. Ön tarafa biri merkezde oynayabilecek ve atletik meziyeti olan, kuvvetli, baskı altında top alıp saklayabilecek ve iş yapabilecek bir forvet şart.. Alex artık yaşlandı dostlar.. Doğa kanunları devrede.. Burada hamle şansı yükselmeli.. Bunun yanında Dia ve iyi bir teklif halinde Stoch’a teklif gelir ise mutlaka yollar ayrılmalı diye düşünüyorum.. Stoch konusunda özellikle itiraz gelecektir izah edeyim ; istikrarlı değil.. Şımarmaya çok müsait.. Üç hafta mükemmel oynayıp sonra kayboluyor.. Duyduğumuza göre biraz disiplin sorunları da varmış artık ne kadar doğru ise.. Bence iyi bir teklif gelirse yolları ayırmak lazım..

Forvetin kenarında ve ortasında da icabında oynayabilecek, fizik kalitesi ve devamlılığı iyi olan bir oyuncu daha lazım.. Böyle de bir çalışma olduğunu biliyorum zaten.. Sağ-sol iki kenarı da oynayabilecek bir oyuncu gereksinimi, en azından alternatif olup formayı zorlayabilecek bir isim mutlaka lazım.. Sercan ismi revaçta, uzun süredir zaten takımımızın gündeminde olan bir isim.. Kulübü satmak istemiyor zira Bundesliga’ya yeni çıktılar.. Zorlayacağız..

Göbekte mutlaka iki isim lazım.. Emre durumu ne olacak bilmiyorum ama her halükarda lazım.. Salih hamlesi oldu, muazzam bir transfer oldu gelecek adına.. Çok farklı geri dönüş alırsak şaşmayın bu sene.. Çok yetenekli.. Oyun karakteri itibari ile Cristian’ı andırır ama daha mücadeleci.. Hisleri yüksek, seken topları özellikle çok iyi alıp ilk temasta iyi toplar atıyor.. Çok gelişecektir diye umut ediyorum..

Biri defansif ağırlıklı, biri de daha bir orta saha olan iki oyuncu şart.. Fizikli ve sert oyuncu olmaları daha büyük şart.. Mehmet Topal ismi geçiyor, muazzam olur.. Olacak gibi de.. Kısmet.. Yanına ise yabancı telaffuz ediliyor, bekleyip görelim..

Defans konusuna gelirsek Bekir inanılmaz oynadı ve benim banko oyuncum.. Serdar kamp dönemini iyi geçirememişti, çok daha iyi olacak bu sene göreceksiniz.. Orhan icabında stoper oynar, iyi de oynar ama hiç değerlendirmedik.. Yobo zaten kalite bir isim ama çok para istenirse yerine icabında biraz daha bütçe ayırarak daha genç birini alma taraftarıyım.. Sol bek konusunda ise Hasan Ali’yi istedik çok para söylendi.. 2-3 milyon eurodan fazlası bence israf olur.. Ziegler sezona muhteşem girmişti ancak sonra düşüş yaşamasına rağmen ligi iyi bitirdi.. Özellikle Caner ile oynadıkları zaman muazzam oluyorlar, böyle bakmak lazım.. Gökhan ile Deivid oynarken nasıl, Gökhan ile Kazım oynarken nasıl diye hatırlamak lazım.. Uyum ve birbirini tamamlamak önemli.. Bunu göz ardı etmemeliyiz.. Ziegler bence kalsın bu anlamda.. İcabında Özgür ya da idareten dahi olsa Caner var.. Orayı kaldırırlar bence..

Altyapıdan da çok iyi gençlerimiz geliyor yukarıdakiler ile birleşince.. Özel bir yazı planlıyorum bu hususta, sizlere daha detaylı bilgi vereceğim..

Genel durumu analiz edip, geleceğe yönelik kendi adıma olması gerekenleri paylaştım sizler ile.. Yeni sezonda geçen sezon kaçan yazma şevkimin geri gelmesini umuyorum.. Futbol konuşalım istiyorum..

Yazılar bu anlamda devam edecek, yorumlarınızı belirtirseniz sevinirim..

Saygılarımla..

Belirsizlik sona erdi..

Sürekli buradan ve twitter’dan bilgilendirmeye çalıştık ön elemelerle ilgili. Bugün Danimarka ligi son buldu ve 1991 yılında kurulan Nordsjælland tarihinde ilk kez şampiyon oldu. Bu Fenerbahçe için neleri beraberinde getirir? Buyrun.

Şampiyonlar Ligine katılacak bütün takımlar belli oldu. Fenerbahçe turnuvaya 3.ön eleme turunun “şampiyon olmayanlar” bölümünden giriş yapacak. Aynı aşamadan giriş yapacak 7 takım daha var. Toplam 8 takımdan en yüksek katsayı puanına sahip olan 4 takım seribaşı olacak, diger dört takım da 2.torbadan kuraya girip kendince eleyebilecekleri bir rakiple eşlesmek için duacı olacaklar. Torba dağılımı belli oldu.

1.Torba(Seribaşı olanlar) : Dinamo Kiev, Panathinaikos, Kopenhag, Fenerbahçe
2.Torba(Seribaşı olmayanlar) : Brugge, Feyenoord, Vaslui, Motherwell

3.ön eleme turu kuraları 20 Temmuz’da çekilecek. İlk maç 31 Temmuz veya 1 Ağustos, rövanş maçı ise 7 veya 8 Ağustos tarihlerinde oynanacak. Peki ya Fenerbahçe turu geçerse? Oldukça olası bir ihtimal sonuçta. O takdirde 4.ön eleme turunun “şampiyon olmayanlar” kısmından yoluna devam edecek. 4.ön eleme turu kuraları 10 Agustos tarihinde çekilecek. Maçlar 21/22 ve 28/29 Ağustos tarihlerinde oynanacak. Şu anda turnuvaya o aşamada dahil olacak 6 takım belli. 4 takım da 3.ön elemeden gelecek. Katsayı puanı olarak Fenerbahçe’den daha kötü durumda olan 4 takım var aralarında. Fenerbahçe’nin seribaşı olması için bir takımı daha altına alması gerekiyor, bunun için de 3.ön elemede seribaşı olan takımlardan birinin o turda elenmesi gerekiyor, zira Fenerbahçe 3.ön eleme turunda puanı en düşük olan seribaşı. İki olasılığa göre rakipleri değerlendirelim, hangi olasılığın daha iyi olacağına siz karar verin.

Seribaşı olunursa : Udinese, Lille, Malaga, Mönchengladbach ve 3.ön elemeden gelecek seribaşı olmayan 1 takım.(sürpriz sayısı 1′den fazla olursa Udinese ve Lille de 1.torbaya kayabilir)
Seribaşı olunmazsa : Panathinaikos, Kopenhag, S.Moskova, Dinamo Kiev ve Braga

Kendi fikrim, seribaşı olmamanın daha faydalı olması yönünde. Tabi bizimkisi dereyi görmeden paçayı sıvamak. Hele bir 3.ön eleme turu geçilsin, gerisi sonra tartışılır..

Chelsea şampiyon oldu, muradına erdi, kabak Tottenham’ın başına patladı. Siyah-Beyazlılar Chelsea’nin kupa zaferiyle birlikte Avrupa Liginde oynamaya mahkum oldu, zira prosedür gereği bir ülkeye öngörülenden fazla vize verilmiyor. Tottenham 4.ön elemeden başlayacağından Tottenham’ın gidişiyle birlikte durumu dengelemek için 3. ön elemeden(şampiyon olmayanlar)  iki takım(S.Moskova ve Braga) direkman 4.ön elemeye alınıyor. Bu durumda 3.ön elemedeki takım sayısı 10′dan 8′e düşüyor, takımları inceleyelim.

3.ön elemeden girmeyi şu ana dek garantileyen 5 takım arasından en yüksek puana sahip olan 2. takım Fenerbahçe. 4 takım seribaşı oluyor(8 bölü 2, mantıklı hesap). Durumu belirsiz olan 3 ülke var. Daha önceki yazımda belirttiğim gibi bunlar(parantez içinde elemeye katılacak olan takım) Romanya(lig ikincisi), Yunanistan(play-off grubu şampiyonu) ve Danimarka(lig ikincisi). Romanya’da yarış içinde olan takımlar arasında en yüksek puana sahip olan ekip Steaua Bükreş ve onların puanı bile Fenerbahçe’ye yetmiyor. Yunanistan’dan Panathinaikos ve Danimarka’dan Kopenhag  eleme oynamaları durumunda Fenerbahçe’nin önünde yer alacak ekipler fakat Fenerbahçe zaten şu anki duruma göre iki takıma geçilme lüksüne sahip. Yani seribaşı olmayı garantiledi sarı-lacivertli ekip. Bu durumda torbalar nasıl şekillenir? Mevcut lig durumuna göre bir değerlendirelim(takımlar katsayı puanına göre sıralandırılmıştır).

Seribaşları : Dinamo Kiev, Panathinaikos, Fenerbahçe, Club Brugge
Seribaşı olmayanlar : Vaslui, Feyenoord, Motherwell, Nordsjaelland

Peki sonrası ne olacak? 4.ön elemede(şampiyon olmayanlar) 10 takım olacak, herşey normale dönecek. 3.ön elemeden 2 takım kaydırıldığı için orada zaten 6 garantileyen takım mevcut. Geri kalan 4 takım 3.ön elemeden gelecek. 4.ön elemede Fenerbahçe’den daha az katsayı puanına sahip olan 4 takım var bile(lille, udinese, gladbach ve malaga). Daha fazla puana sahip olan da 2 takım var. Bu durumda Fenerbahçe’nin ön elemelerden gelen en az 1 takımı katsayı puanı olarak altına alması gerekiyor. Yani önceki hesaba göre durumu belirsiz olan 2 takıma değil en fazla tek takıma geçilmesi gerekiyor. Peki bu nasıl olur? Yine Danimarka ve Yunanistan’a bakacağız. Yunanistan’da pazar günü oynanacak Panathinaikos – AEK maçı final niteliği taşıyor.  Panathinaikos’a beraberlik yetiyor ve bu durumda Fenerbahçe’nin Danimarka ikincisine katsayı puanı olarak geçilme lüksü kalmıyor. Meali, Kopenhag’ın ikinci olmaması gerekiyor. Danimarka’da ligin bitimine iki hafta kala Kopenhag ve Nordsjaelland diğer rakiplerinden kopmuş durumdalar. Kopenhag 1 puan farkla lider, yani işler şu an için yolunda gibi gözüküyor. Lig 25 mayısta bitiyor. Fenerbahçe seribaşı olursa veya olmazsa rakipleri kim olur? Hali hazırdaki duruma göre sıralayalım.

Seribaşı olursa : Udinese, Lille, Monchengladbach, Malaga ve ön elemelerden gelen bir takım(örn. Club Brugge)
Seribaşı olmazsa : Braga, S.Moskova ve ön elemeden gelecek olan katsayı puanı daha yüksek olan 3 takım (örn. Kopenhag, Panathinaikos ve Kiev)

4. ön eleme hesabı su an için çok komplike. Mayıs sonunda daha somut açıklamalarla netleştirilir olay. Fakat şu an için durum bu. Kupayı Bayern kazansaydı 4.ön eleme için yaptığımız hesabı 3.ön eleme için yapacaktık ve 4.ön eleme için de Temmuzdaki eleme maçlarını bekleyecektik ki o çok daha zor bir yoldu. Bu durumda Drogba ve arkadaşlarına teşekkür ederiz..

Fenerbahçe ve Ön Eleme yolu..

Galatasaray beraberliğinin ardından Fenerbahçe’nin Türkiye ikincisi olarak Şampiyonlar Ligine 3.ön eleme turundan giriş yapacağı netleşti. Akla şu soru geliyor. Rakipler ne olacak? Avrupada olunmayan sezonun etkisi ne olacak? Şimdiden uyarmalıyım, yazının bundan sonraki bölümleri kafa karıştırıcı olabilir, konsantre olup okumak gerekiyor..

3.Ön Eleme Turuna katılacak takımların çoğu belli. Fenerbahçe “şampiyon olmayanlar” bölümünden, yani daha üst seviyedeki liglerin ikinci/üçüncüleriyle aynı yerden girecek turnuvaya. 10 takım birbiriyle eşleşecek ve 5 eşleşmeden galip gelen 5 takım dördüncü ve son ön eleme turuna yükselecek. O 10 takımdan 7′si belli. Bunlardan üçünün(Braga, Kiev, Spartak Moskova) puanı Fenerbahçe’den yüksek. Üçünün(Brugge, Motherwell, Feyenoord) de kesin olarak daha düşük. 5 seribaşı olacağından Fenerbahçe’nin seribaşı olması için o kalan 3 takımdan en az ikisinin puanının Fenerbahçe’den düşük olması gerekiyor.

O üç takımdan ilki Romanya ikincisi. Romanya’da dört takımın ikinci olma ihtimali var, fakat en puan olarak en iyisi olan Steaua Bükreş’in puanı Fenerbahçe’nin altında. 

Bir diğer seçenek ise Danimarka liginin ikincisi. Danimarka’da Kopenhag ve Nordsjaelland takımları şampiyonluk için çekişiyor. Kopenhag’ın avrupa puanı Fenerbahçe’den yüksek, Nordsjaelland’ın ise puanı Fenerbahçe’ye göre çok düşük. Danimarka ligi ikincisi 3.ön elemelere katılacak ve bunun Nordsjaelland olması Fenerbahçe için çok daha iyi olacak. Bu iki takımı baska geçecek takım kalmadı. Ligin bitimine iki hafta kala Kopenhag 1 puan farkla lider. 

Son ihtimal ise Yunanistan’dan gelecek takım. Olympiakos lig şampiyonu oldu ve dörtlü bir play-off grubunun şampiyonu olacak olan takım ön elemelere girmeye hak kazanacak. Panathinaikos bugün PAOK’u yenerek bitime iki maç kala avantajı eline aldı. Diger iki takım ise Atromitos ve AEK Atina. Burada da sadece Panathinaikos Avrupa puanı olarak Fenerbahçe’ye göre üstün.

Fenerbahçe’nin seribaşı olması için iki seçenek var. Ya Nordsjaelland Danimarka ikincisi olacak, ya da Panathinaikos harici bir takım Yunan ligi play-off grubunu kazanacak. Cevabı ne zaman alırız? En geç 25 Mayısta. Kayıp sezonun etkisi? Oldukça büyük. Trabzonspor’un Avrupa’da bu yıl aldığı puan 11. Fenerbahçe’nin şu anki puanının(41) üzerine 11 koyulsa seribaşı olarak yeri garantiydi. Simdi baska takımların eline bakıyor.

Gelelim bir sonraki aşamaya. Fenerbahçe’nin Avrupa puanı 41. 4.ön eleme turunu garantileyip Fenerbahçe’den düşük puana sahip olan 4 takım var. Udinese, Lille, Malaga ve Borussia Mönchengladbach. Daha yüksek puana sahip olan da bir takım var. O da Tottenham. Fakat Tottenham’ın Şampiyonlar Ligi’ne dahil olma durumu henüz netleşmiş değil. Chelsea bu yılki Şampiyonlar Ligi’ni kazanırsa Tottenham yoluna mecburen UEFA Avrupa Ligi’nden devam edecek. Zira UEFA kuralları gereği bir ülkeye önceden öngörülenden daha fazla hak tanınamaz ve bu nedenle o ülkeden bir kupa sahibi(Ş.Ligi veya Avr.Ligi) çıkarsa o ülkenin sıralamasına göre Şampiyonlar Ligine yollayacağı son takım (hak ettiği) turnuvaya giremiyor. Bu da lig dördüncüsü Tottenham oluyor. Fenerbahçe seribaşı olmasa bile Tottenham ile eşleşmeyebilir anlamına gelir bu. Fakat böyle bir durumda UEFA ne yapar, ne tür bir çözüm üretir, prosedür neyi gösterir, orası bilinmez, net bir açıklamaya denk gelemedik.

Tek bir gerçek var. Eğer ki 3.ön elemede bir seribaşı elenir, Fenerbahçe de o elemeyi geçerse 4.ön eleme turunda sarı-lacivertli ekip seribaşı olacak. Düşük ihtimal olsa da 3.ön elemede seribaşı olmayıp 4.ön elemede olma ihtimalide mevcut.

Özetlemek gerekirse, Fenerbahçe’nin 3 ve 4.ön elemede belli olan muhtemel rakipleri.

Seribaşı olursa(3.ön eleme): Motherwell, Feyenoord, Romanya ikincisi ve (Club Brugge/Nordsjaelland/Yunanistan play-off lideri) üçlüsünden ikisi

Seribaşı olmazsa(3. ön eleme) : Sporting Braga, Dinamo Kiev, Spartak Moskova, Panathinaikos, Kopenhag

Seribaşı olursa(4.ön eleme) : Udinese, Gladbach, Malaga, Lille ve 3.ön elemede seribaşı olmayan bir takım

Seribaşı olmazsa(4.ön eleme) : Tottenham(belirsiz) ve 3.ön elemeden gelecek seribaşları

4.Ön Elemeyi şu anda düşünmek dereyi görmeden paçayı sıvamak gibi olur. Asla iyi bir öğretmen olamam ama elimden geldiğince açıklamaya çalıştım durumu.

İnce İnce……

Bu “ince ince” sözlerini çok duyduk bu sene.. Bürokratından duyduk, vekilinden duyduk, bakanından duyduk, yöneticisinden duyduk, duyduk ta duyduk.. Bunlar söylem ama.. Söylemin dışında “ince ince” çalışanlar da var.. Kara cübbe giyerler genelde..

Hakemlerin yönetimlerinde hatalar olacak.. Birileri hata ile kazanıp birileri hata ile kaybedecek.. Bunlar futbolun doğal akışında olan şeyler.. Hep olmuş, hep olacak şeyler fakat bu iş tek yönlü olursa can sıkar.. Sıktı da..

Normal sezon durumu malum.. Penaltı+kırmızı kombinasyonu çok revaçtaydı sarı kırmızılı takım adına.. Aslında bu olay Karabük’ten sonra başladı.. Muslera’ya kırmızı kartı gösteren Bünyamin Gezer hakemliği bıraktı(rıldı).. İşte bu söylemdeki “ince ince” nin yansımasıydı.. Herkes akıllı, herkes önce kendini düşünür.. Bu net bir mesaj.. Bu sezonun “bazı güçler” tarafından nereye dönük olmasının sinyali.. Akıllı adamlar hakemler.. Neler görmüşler, neler geçirmişler.. Sinyali almazlar mı, alırlar tabi.. Gelsin penaltı+kırmızı kombinasyonları.. Çatır çatır..

Halis Özkahya çıktı.. Sinyali alıyor ama basiretsiz, yorum özürlü, futbolu bilmeyen, hakem olması sadece Allah’ı var güzel yüzüne borçlu bir zat.. Eskiden öyle bir uygulama vardı zira.. Eski çok bilindik bir hakem, o zamanın MHK üyesi bana demişti.. “Erdal’ım 1,85 boyun var, fiziğin çok iyi, temiz de yüzün var.. Aileden de futbolun içinde insansın gel seni hakem yapalım !”.. Ben bu sözü işitmiş adamım 2001 yılında.. Şaka değil vallahi harbi söylüyorum.. Bu lafları işittim.. Hakem olma nedenlerinden biri bu yani..

Neyse konuya dönelim, Halis Özkahya Galatasaray’a kırmızıları verdi ya, yandı gülüm keten helva.. Haftalarca maç verilmedi.. Aynı Halis Özkahya ligin devam eden kısmında Eskişehir deplasmanımıza geldi.. Dayak yedirdi sahada.. Sahada milyon defa duyduğumuz ve milyon defa duyacağımız, olayın iç yüzünü bilmeyenler için “olur mu ya” diyecekleri ama o biraz çimin kokusunu bilen insanlar için “çok basit” denebilecek “hassiktir ya” sözüne kırmızı kartı ve üç maç cezayı da veren hakem.. Rezalet maç yönetmesine rağmen ertesi hafta cezaya değil ödüle, yani Sivas-Galatasaray maçına giden oldu.. Al sana “ince ince” iş yapmanın ödülü..

PFDK/Tahkim kararlarını zaten hiç saymıyorum.. Ama dur değinelim, tendona basanların bir maç, “hassiktir ya” diyenlerin üç maç, “seninde a… k…, buraya gönderenin de a… k…” diyenlerin tecilen içinde bir maç aldıkları yerler.. Hey yavrum hey..

Abitoğlu geldi, tekme atın dedi.. E tabi alanen demedi, sinyali alıyor akıllı adam ne olacak, tekmelere cezayı kesmez isen futbolcu hakemden şeytan, devaaaammm sinyalini alır.. Olmadı ama.. Herşeye rağmen aldı çocuklar maçı..

Son perdede, neden bu sene önemli maçlara “gözbebeğimiz(!)” Cüneyt Çakır’ın neden verilmediğini anladık.. O da kurnaz, alıyor sinyali.. “Yatın” diyor eyyy Galatasaray’lı oyuncular.. Onlar zaten yatar, hiç yadırgamam.. Sen yolu vermişsin yatmaz mı, yatar..

Aktif 4:52, totalda 11:46 saniye topla oynayan Muslera var sahada.. Gerisini varın siz hesap edin..

İnce ince dedik ya, dediler ya sezon başında beri.. İşte “ince ince” lerin durumu budur..

Ne güzel memleket be..

“Yeni Türkiye” adı ayrıca..

Bilmeyenlere ayık olun derim..

Haydi hayırlı uykular “Yeni Türkiye’m”..

Saygılarımla..

Bir Garip Hikaye

momko

Yukarıdaki  fotoğraf  geçen  pazar  oynanan  Fenerbahçe – Beşiktaş  derbisinde  maçtan  sonra çekilmiş.

Fotoğraftakilerden  ortada  olan  Beşiktaş  U18  takımının  kaptanı  stoper  Burak  Yılmaz , en  sağdaki  İstanbul  Bld  A  takımında  oynayan  solak  Enver  Cenk  Şahin.

Bu  fotoğrafı  Burak , sosyal  medyada  paylaşınca  Beşiktaşlı  taraftarlar  çok  kızdı  ve  bu olayda  yönetimlerinin  kulağına  gitti  ve  Beşiktaş , Burakla  yollarını  ayırdı.

Burak  94  doğumlu  bi  oyuncu. Geçen  seneye  kadar  aktif  olarak  milli  takım  kadrolarında yer  almış  bi  oyuncu.

Kendisini  daha  önce  izleme  şansım  olmadı  ama  Beşiktaşlıların  bahsettiğine  göre  potansiyelli  bi  oyuncuymuş .

Fenerbahçe  sevgisi  uğruna  kulübünden  gönderilen  Burak’a  kulübümüzün  sahip  çıkması  gerektiği  görüşündeyim…

Yine  fotoğrafta  bulunan  Cenk’e  kulübü  bi  yaptırımda  bulunmadı  çünkü  İstanbul Bld’ye  ileride  olası  transferinde  para  kazandırabilecek  potansiyelli  bi  oyuncu . Cenk  profesyonel  bi  oyuncu bu yüzden  tuttuğu  takımın  maçına  gitmesini  yanlış  bulsamda , Cenk  gibi  potansiyelli  bi  oyuncunun  Fenerbahçeli  olması  sevindirici.

Yine  Cenk’de  94  doğumlu , U19  milli  takımda  da  oynuyor . Sol  açık , sağ  açık  ve  sol  bekte  görev yapabiliyor . Bu  sezon  ilk  defa  süper  ligde  oynadı. 2  maçta  toplam  16  dk görev yaptı ve  1  asisti var . A2  liginde  de  bu  sezon  9  maçta  3  gol  attı . Milli  takımda  ise  bu  sezon  11  maçta  4  gol  attı.

Cenk  delici , topla  dribblingi  iyi  olan ,  skora  katkı  yapabilen  bi  kanat  oyuncusu . Kalitesini  zekasıyla  birleştirdiği  zaman  daha  da  iyi  olacaktır .

İstanbul Bld’de  göstereceği  performansa  göre  ileride  takıma  katılmalı . Zaten  1-2  sene  öncesine  kadar  teklif  yaptığımız  bi  oyuncuydu  ama  İstanbul  Bld  takımda  tuttu.

La Liga’ nin Direnişi

Son aciklanan rakkamlara gore, Ispanya Avrupa Birliginde issizlik orani en yuksek olan ulke, calisma potansiyeli olan vatandaslarin 23,6% issiz. Devlet yardimi icin basvuranlarin sayisi da buna orantili gun gectikce artiyor, ulke 2009′ dan sonra tam toparlanmaya baslamisken, simdi tekrar ekonomik krizin tam ortasinda buldu kendini. Oyle ki; esi benzeri olmayan bir sekilde, insanlar bazi yerlerde bir urun alirken, onu parayla degil, baska bir urune karsilik takas etmeye basladilar.

Hal boyleyken Ispanyollar’ in tek avuntusu futbol. Ve tabi ki bu sene Avrupa Kupalarinda firtina gibi esen takimlar. Her ne kadar Real ve Barca herkesin bekledigi finali gerceklestirememis olsalar da, Avrupa Ligi’ nde Atletico Madrid ve Athletic Bilabo bunu bir nebze telafi ettiler.

Ancak bu basariya ragmen, halinden memnun olmayan bir sektor var – medya. Ozellikle ulke icinde maclari yayinlayan sirketler (LaSexta, Mediaset, GolTV), artan giderlerden ve azalan gelirlerden sikayetci. Buna en somut ornek de ulkenin en buyuk iki yayinci kurulusu Antena 3 ve Mediaset’ in, onumuzdeki yayin ihalesine katilimlarinin supheli oldugu. Iki sirketin katilma sarti, ihale bedelinin su ankinden iki kat daha dusuk olmasi.

Bunu istemelerinin nedeni de cok basit: azalan gelirler. Antena 3′ un raporuna gore sirketin gecen seneki gelirlerinde tam 14% oraninda bir azalma oldugu goruluyor, parasal olarak bu 93,4 milyon euro. Mediaset ise rakkam vermekten kaciniyor, ancak onlar da reklam gelirlerinin beklenenin cok altinda oldugunu soyluyorlar.

Her ne kadar Ispanya dunya futboluna 2008′ den bu yana hukmetse de, yayincilar sahadaki basarilari saha disina tasiyamiyorlar. Milli Takimin Avrupa ve Dunya Sampiyonlugu; Barcelona’ nin inanilmaz basarisi bir turlu medya icin istenilen o kazanca donusemedi.

Antena 3′ un CEO’ su Silvio Gonzalez’ a gore spor musabakalari reyting olarak adeta bir canavar gibi, ancak bu reytingi maddiyata dokmek o kadar kolay degil. Ona gore sorunlardan biri de 15 yillik bir kanun. Bu kanuna gore haftada bir mac acik kanaldan yayinlanmali.

Mesela La Liga’ nin rakibi Premier League icin boyle bir olay yok. Rupert Murdoch’ un sirketi BSkyB’ yle 20 yildir cok iyi bir ortaklik icinde olan Premier League’ in durumu cok daha parlak. Oyle ki, 2009′ da gerceklestirilen ihalede, 2010-2013 donemi icin BSkyB tam 1,9 milyar euro odedi. Ancak sirket bir sezonda yaklasik 115 canli mac yayinliyor, Ispanya’ da ise bu sayi cok daha az.

Ote yandan ESPN de Premier League’ den yayinlayacagi 23 mac icin 193 milyon euro odedi. Ispanya’ da ise 38 mac icin La Sexta kanali 60 milyon odedi. Yani hem daha fazla mac, hem daha az para.


Bu duruma bakilinca ve Ispanya ekonomisinin son yillarda ki kotu gidisine bakilinca, Ispanyol kulupleri ellerindeki degerli oyunculari da satmak zorunda kaliyorlar.

La Liga’ da oynayan bazi oyuncularin avukatligini yapan Rodrigo Garcia, bu konuyla ilgili soyle diyor: “Oyuncular gercekten endiseli, cunku oynadiklari kuluplerin durumlari iyi degil. Bu da dogal olarak sozlesmelerle ilgili problemler yaratiyor. Acaba primler, maaslar zamaninda yatacak mi, yoksa gunden gune daha fazla mi gecikecekler? Bunu soylemek zor. Ancak su bir gercek ki, yayinci kuruluslarin da durumlari iyi degil, bu da kuluplere cok kotu yansiyor.”

Dogal olarak da kendini kulubunde guvende hissetmeyen oyuncu da oradan ayrilmayi dusunuyor. Her ne kadar Ispanyollarin kendi ulkelerinin disina cikmalari pek rastlanan bir durum olmasa da, bu son yillarda degisti. La Liga’ nin iki onemli yuzu, David Silva ve Juan Mata, Ingiltere’ nin yolunu tuttular ve gayet de basarililar.

Ote yandan kapida bir tehlike daha var. Ingiliz medyasina gore Man City, Atletico M’ in forveti Falcao’ yu gozune kestirmis durumda. Her ne kadar “The Sun” habercilik konusunda pek guvenilir bir kaynak olmasa da, Ingilizlerin Falcao icin 42 milyon euro onerecegi yaziliyor. Falcao Ispanya’ da ilk sezonunu gecirmesine ragmen oldukca basarili oldu ve simdiden 25 gole ulasti.

Diger bir dedikodu ise Chelsea’ nin Gonzalo Higuain’ i istemesi. Suphesiz ki, yeni bir olusuma gidecek Chelsea, kadrosu icin taze kan ariyor ve eger Sampiyonlar Ligi de kazanilirsa, Abramovich kesenin agzini acacaktir.

Her ne kadar bu cazip teklifler ortalikta dolassa da, La Liga kendi gelecegi acisindan en buyuk yildizlarini elde tutmak zorunda. Eger ki Premier League’ le basa bas mucadele etmek istiyorsa maddi olarak, kulupler bunu yapmalilar. Bu konuda da en guzel ornegi Mediapro’ dan Joan Bonareu veriyor: “Yurt disinda La Liga’ nin yayin haklari icin cok buyuk bir talep var. Mesela Fransa’da, La Liga icin Serie A’ ya gore daha fazla para teklif ediliyor. Ayni sey Uzak Dogu icin de gecerli. Ancak bu ilginin bu duzeyde kalmasi icin veya artmasi icin, La Liga en buyuk yildizlarini elinde tutmak zorunda.”

Suphesiz ki ciddilesen ekonomik ortamda iki takimin liderliginde giden La Liga’ yi zor gunler bekliyor. Eger Barca ve Real, diger kuluplerle arayi daha da acarsa, ilgi ve gelirler de o derece azalacaktir. Bunun olmamasi icin Valencia, Atletico M, Bilbao, Villareal, Malaga gibi takimlar ellerindeki oyunculari o kadar kolay cikartmamalilar.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 44 other followers