Yeni sezon hazırlıkları başlayıp erken olarak transfer hamleleri geldiğinde düşündüklerimizi hatırlıyorum.. Orta sahaya gelecek çok önemli bir takviye ile Türkiye Liginde dominasyonu yukarıya taşıyıp biraz da kura şansı ile Şampiyonlar Liginde tekrardan bir çeyrek final ve sonrasını düşündüğümüz bir ortamda kara bir güne uyandık 3 Temmuz sabahı..
Olanlar, daha sonra Şampiyonlar Liginden men edilme sürecimiz, giden çok önemli oyuncularımız vs.. kabus.. Başka bir kelime gelmiyor aklıma.. İşte hem kadro olarak, hem de olayların getirdiği psikolojik unsurları da düşündüğümüzde çok kötü bir başlangıç şekli oldu..
Buna rağmen lige benim için çok çok iyi başladı takım.. Adeta isyan ediyordu olanlara.. Sahada haykırdı çocuklar “alın terleri” için.. Bu zaman içerisinde hep söylediğim birşey vardı, çok hassas durumdayız kötü bir sonuç alacağız muhtemelen ama sonrasında toparlayabilecek miyiz çabuk olarak ?! Bundan sıkıntılıydım, tam da beklediğim gibi oldu.. Sivas maçı kırılma anı oldu ve bunların yanında da her maç öncesi yeni yeni maksatlı ve güdümlü haberler ile çok yıprandı çocuklar.. Düşüş başladı..
Burada teknik taktik o olur bu olur kısmına hiç girmedim, girmemeliyim dedim.. Zira futbolda elbette teknik taktik, kalite, kuvvete dayanıklılık ne kadar önemli ise ortam huzuru ve psikolojik rahatlık çok daha önemli.. İşte bu en büyük sıkıntımız oldu.. Bunun yanında sanki hiç sıkıntımız yokmuş gibi sakatlık problemleri de çok can sıktı.. Daralan ve kalite eksikliği gidenlerden dolayı yaşayan takım iyice zorlandı.. İstikrarın tekrardan yakalanması uzun sürdü..
En büyük sorunu ön tarafta yaşadık.. Semih’in sezon başından neredeyse sonuna kadar kuvvetsiz ve formsuz oluşu, Henri’nin bir türlü baskıyı kaldıramaması bizi zorladı.. Hep dediğim gibi oyunu ön taraf belirler.. Baskı yersen orada top tutup defansı rahatlatacaksın, önde ve dar alanda oynuyor isen orada oyuna çıkıp baskı altında top alarak arkadaşlarına öne taşınma fırsatı, orada yaratıcılık gibi unsurları hayata geçirmek zorundasın.. Bu konuda Henri başarılı gibi de olsa özgüven eksikliği ve acemiliği ile yeterli olamadı.. Devre arasına geldiğimizde ise Sow transferi sorunları bir nebze azaltmış oldu..
Sow attığı ve attırdığı goller ile büyük fayda sağladı.. Agresiflik ve baskı altında topu alma konusunda tam istediğimiz gibi olmasa dahi katkısı yüksekti.. Bu dönemlerde deplasmanlardaki mağlubiyet serisi aslında ligde olan puan farkının ana sebeplerinden biri oldu.. İşte buradan işin teknik kısmına gireceğim..
Bizim oyun karakterimiz çok pas yapan, topa hep sahip olmaya çalışan bir takım olmak.. Bununla beraber sabırlı oyun ile rakibi topun peşinde koşturarak yormak, dengesini bozmak, ani yön değiştirmeler ile rakipte açıklar yakalamak.. Tamamen oyun karakterimiz budur.. Çok güzel istekler, çok güzel planlar ancak bir tek plan bu.. Yeri geldiğinde benim panik oyunu diye söylediğim, ilerde iki forvete bağlı çabuk ve dikine oynayarak takım halinde agresif önde baskı, seken topları almak sureti ile defansı hazırlıksız yakalamak.. İşte bunu hiç yapmadık..
Kaybettiğimiz Samsun maçı olsun Karabük maçı olsun yenik durumda olmamıza rağmen oyunu ön tarafta sıkıştırmak için bu hamleleri yapmadık.. Sistem takımı olmak istemek güzel ama bunu hani kalıp gibi yapmak çok zor.. Bunu sağlamak yılları gerektiren ve altyapı kültürü ile de birleştirip yapmak gereken bir olay.. Bunu tam uygulayamıyor isen mutlaka ikinci bir plan olmalı.. Hocanın ikinci bir planı vardı, 433 düzeni ama ön tarafta agresif olamadığımız için bu zaten kafadan sıkıntıyı arttırıyor düzeltme yerine.. Burada orta saha oyuncuları iki alan 18′ine gelip gitmeli, bekler sürekli oyunun içinde olmalı, defans mutlak suretle alanı daraltmalı gibi unsurları içerip uzun süre alışkanlık olması gereken birşey.. Çok zor yani.. Burada sıkıntılarımız oldu..
Çok ekstra katkı veren Bekir, Cristian ve Caner gibi oyuncularımızın yanında Gökhan, Mehmet, Semih ve Dia gibi maalesef beklediğimizi alamadığımız oyuncularımız da oldu.. Kimseye suç bulacak değilim bu süreç içinde.. Herkesin kendi bir iç dünyası var ve bazısı buna çok agresif olarak tepki verir iken bazısı daha da sinebilir.. Kimseyi suçlayıp kabahatli ilan etmememiz lazım..
Son Galatasaray maçı da sezonun özeti gibi oldu.. Oyunda eğer forveti Henri ile ikilesek, öne yıkmaya çalışsak sanki birşeyler olabilir gibiydi ama yukarıda belirttiğim teknik hususlar ışığında geçen bir maçtı.. Takımla çalışan hoca hep derim bunu.. Bazı tercihleri ben dahil hepimiz sorguluyoruz ancak idman performansı, genel davranışları gibi unsurlar takımı belirliyor.. Rakibin durumu da önemli tabi.. İşte ben burada çözümleme ve izahat sıkıntısı olduğunu düşünüyorum.. Hocayı daha iyi yönlendirmeli bence teknik ekip..
Genel durumu ortaya koyduktan sonra önümüzdeki sezon için ne yapmalı, neler lazım, ne gibi hamleler yapmalı.. ? İşte bundan sonraki kısımda buraya gireceğiz..
Başlı başına kaliteyi arttırmak şart.. Özellikle ön taraf ve orta sahanın ortası çok önemli.. Ön tarafa biri merkezde oynayabilecek ve atletik meziyeti olan, kuvvetli, baskı altında top alıp saklayabilecek ve iş yapabilecek bir forvet şart.. Alex artık yaşlandı dostlar.. Doğa kanunları devrede.. Burada hamle şansı yükselmeli.. Bunun yanında Dia ve iyi bir teklif halinde Stoch’a teklif gelir ise mutlaka yollar ayrılmalı diye düşünüyorum.. Stoch konusunda özellikle itiraz gelecektir izah edeyim ; istikrarlı değil.. Şımarmaya çok müsait.. Üç hafta mükemmel oynayıp sonra kayboluyor.. Duyduğumuza göre biraz disiplin sorunları da varmış artık ne kadar doğru ise.. Bence iyi bir teklif gelirse yolları ayırmak lazım..
Forvetin kenarında ve ortasında da icabında oynayabilecek, fizik kalitesi ve devamlılığı iyi olan bir oyuncu daha lazım.. Böyle de bir çalışma olduğunu biliyorum zaten.. Sağ-sol iki kenarı da oynayabilecek bir oyuncu gereksinimi, en azından alternatif olup formayı zorlayabilecek bir isim mutlaka lazım.. Sercan ismi revaçta, uzun süredir zaten takımımızın gündeminde olan bir isim.. Kulübü satmak istemiyor zira Bundesliga’ya yeni çıktılar.. Zorlayacağız..
Göbekte mutlaka iki isim lazım.. Emre durumu ne olacak bilmiyorum ama her halükarda lazım.. Salih hamlesi oldu, muazzam bir transfer oldu gelecek adına.. Çok farklı geri dönüş alırsak şaşmayın bu sene.. Çok yetenekli.. Oyun karakteri itibari ile Cristian’ı andırır ama daha mücadeleci.. Hisleri yüksek, seken topları özellikle çok iyi alıp ilk temasta iyi toplar atıyor.. Çok gelişecektir diye umut ediyorum..
Biri defansif ağırlıklı, biri de daha bir orta saha olan iki oyuncu şart.. Fizikli ve sert oyuncu olmaları daha büyük şart.. Mehmet Topal ismi geçiyor, muazzam olur.. Olacak gibi de.. Kısmet.. Yanına ise yabancı telaffuz ediliyor, bekleyip görelim..
Defans konusuna gelirsek Bekir inanılmaz oynadı ve benim banko oyuncum.. Serdar kamp dönemini iyi geçirememişti, çok daha iyi olacak bu sene göreceksiniz.. Orhan icabında stoper oynar, iyi de oynar ama hiç değerlendirmedik.. Yobo zaten kalite bir isim ama çok para istenirse yerine icabında biraz daha bütçe ayırarak daha genç birini alma taraftarıyım.. Sol bek konusunda ise Hasan Ali’yi istedik çok para söylendi.. 2-3 milyon eurodan fazlası bence israf olur.. Ziegler sezona muhteşem girmişti ancak sonra düşüş yaşamasına rağmen ligi iyi bitirdi.. Özellikle Caner ile oynadıkları zaman muazzam oluyorlar, böyle bakmak lazım.. Gökhan ile Deivid oynarken nasıl, Gökhan ile Kazım oynarken nasıl diye hatırlamak lazım.. Uyum ve birbirini tamamlamak önemli.. Bunu göz ardı etmemeliyiz.. Ziegler bence kalsın bu anlamda.. İcabında Özgür ya da idareten dahi olsa Caner var.. Orayı kaldırırlar bence..
Altyapıdan da çok iyi gençlerimiz geliyor yukarıdakiler ile birleşince.. Özel bir yazı planlıyorum bu hususta, sizlere daha detaylı bilgi vereceğim..
Genel durumu analiz edip, geleceğe yönelik kendi adıma olması gerekenleri paylaştım sizler ile.. Yeni sezonda geçen sezon kaçan yazma şevkimin geri gelmesini umuyorum.. Futbol konuşalım istiyorum..
Yazılar bu anlamda devam edecek, yorumlarınızı belirtirseniz sevinirim..
Saygılarımla..



/A15212814.jpg)






